• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Büyük Taarruz: 26 Ağustos

Hey, Biz Varız Biz… Biz Bu Toprağın Çocuklarıyız!”

Gün, henüz sökmemiş…
Kocatepe’nin yalçın kayalıkları, üzerine düşen ay ışığıyla şavkıyor…
Mustafa Kemal Paşa, ağır ağır kayalıkların üzerinden tepeye doğru yürüyor.
Düşünceli…
Kocatepe koyu, baskın bir sessizliğe teslim…
Çıt çıkmıyor.
Ancak, binlerce Türk askeri, siperlerinde… Topçular hazır… Eller tetikte…
Günlerce süren yığınak büyük bir sessizlikle gerçekleştirilmiş. 
Hep geceleri yürünmüş. 
Atların, katırların ayaklarına, kağnıların tekerleklerine çaputlar sarılmış, ses çıkmasın diye…
Şimdi siperlerin içinde askerler, sessiz mi sessiz... Üzerlerine gecenin ayazı çöreklenmiş ve omuzlarına çiğ yağmış...
Ayazın titretici soğuğunu bedenlerinde hissediyorlar; ancak yürekleri sımsıcak atıyor, zafer özlemi içinde...
Oradan oraya savaş; yıllarca süren koşturmaca ve gözleri önünde şehit olup sonsuzluğa uçup giden arkadaşları... Ve her birinde her an ölüm, nasıl olup da ansızın ve belki de anlamadan çekip alacak onları bu alemden; kuşku, bekleyiş ve merak içindeler.
Hakimiyet-i Milliye gazetesi, Gazi’nin ordular arasında düzenlenen bir futbol karşılaşması için Ankara’dan ayrıldığını yazıyor…
Ancak, yanlış bilgi…
Bilinçli olarak bu başlık atılmış… Gizlilik çok önemli… Ser verilmiş, sır verilmemiş. 
Oysa Gazi, birazdan başlayacak büyük saldırıyı yönetmek için Kocatepe’ye tırmanıyor…
Saat 4.30. 
Topların namlularına soğuk yapışmış; zehir gibi ayaz, sabahın ilk ışıklarıyla buluşuyor.
Ve o an:
Gazi’nin emriyle, Kocatepe eteklerinden ilk top ateşi yapılıyor. Top güllesi, bir yalım kütlesi halinde, gecenin karanlığını yırtarak bir yıldız gibi akıyor ve düşman siperlerinin üzerinde gümbürdeyerek bir ateş topuna dönüşüyor…
Bu ilk top atışı, bir endahttır.
Bütün topların açıları buna göre yeniden gözden geçirilir ve birkaç dakika sonra Kocatepe’den onlarca top gümbürdemeye başlar.
Şimdi Kocatepe, Afyon ovalarına doğru bir ateş canavarı gibi ağzını açmış ve yalımlarını boşaltmaktadır.
O canavar ağzını bir açar, bir kapatır… 
Her ağzını açışında ağzından fırlayan alevleriyle, hedefte ne varsa toz toprak halinde gökyüzüne doğru savrulmaktadır.
Ve Gazi, mavi gözleri, kalpağı ve çatılmış kaşlarıyla, Sarı bir bozkurdu anımsatmaktadır. O, sanki Ergenekon destanının içinden çıkmış gibidir. Emperyalizmin akıl almaz saldırılarına karşı ölüm kalım savaşımına girmiş Türk Ulusu’nun başında, bütün doğu dünyasının ve ezilen ulusların savunmasını yapmaktadır.
Top ateşi sürerken, piyade çoktan namluya fişeklerini sürmüştür bile…
Ve Gazi, Kocatepe’de, askerlerinin başında düşmana sesleniyor gibidir:
-“Hey, biz varız biz… Biz, bu toprağın çocuklarıyız. Bu topraklar bizim için kutsal bir anadır. O ananın onuru, namusu, haysiyeti bizim için en değerli kutsalımızdır. Ya bağımsızlık, ya ölüm!”
Büyük taarruz, 26 Ağustos 1922’de işte böyle başlamıştı.
30 Ağustos Başkumandanlık Meydan Savaşı...
İzmir’e doğru rüzgar gibi atılış...
Ve 9 Eylül günü Akdeniz’in mavi sularıyla kucaklaşan tunç çehreli süvariler...
İşte 26 Ağustos, büyük kurtuluşun başladığı gündü.
Ölümler, çığlıklar, haykırışlar; korkular, hıçkırıklar, öfkeler; nefes nefese tüfek elde hücuma kalkışlar, ardı ardına saldırılar…
Kan, kan, kan…
Ve ölüm…
Ağıt yakan analar, yavuklular, eşler...
Ve her yavrusunu, ölüm anında kendi bedenine çekip alan ve yüreğine saran toprak ana...
Kutsal yurt toprağı...
Sanki her şehit kanı, yurt ananın üzerinde goncalar halinde açan kırmızı bir gül gibi geleceğe gülümsemektedir.
Ey kutsal Türk toprağı!
Ne mutlu sana ki, senin için ölümü göze alan yavruların var...
Türk toprağına, Türk yurdunun onuru ve namusu için Türk’ün kanı ve yere toprağı kucaklamak ister gibi düşmüş şehitten daha çok yakışan bir şey var mıdır?
Hangi Türk evladı, anasıyla kucaklaşıp, onun sıcaklığında hasretini, acılarını, öfkelerini, dindirmek istemez?
Tamam, kimse ölmesin, kimsenin kanı akmasın... 
Gencecik hayatlar sönüp gitmesin.
Ancak, kimse Türk’ün yurdunu parçalamaya kalkmasın. 
Sinsi hesaplar içine düşmesin…
Uyuyan devi, kimse rahatsız edip uyandırmasın.
Çünkü, Atatürk'e ait meşhur sözdür:
-"Söz konusu vatansa, gerisi teferruattır".

Prof. Dr. Kemal Arı,  20.8.2015, Dokuz Eylül Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılapları Enstitüsü

 https://www.facebook.com/kemal.ari

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1476 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın