• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Harf Devrimi ve İddialar

Yrd.Doç.Dr. Emin Elmacı

Osmanlı devleti çok uluslu bir imparatorluktu ve toplum düzeni DİN ESASLI bir yapı üzerine oturmuştu. Yani Osmanlı’daki MİLLET sistemi toplumu ya MÜSLÜMAN ya da GAYRİMÜSLİM olarak görmekteydi. Bu nedenle toplumda herkes dinlerine göre yaşar ve devlet de bu farklılıkları Hz.Muhammed dönemindeki MEDİNE Sözleşmesi’ndeki Yahudilere verilen ayrıcalıklar mantığından hareketle HOŞGÖRÜRDÜ.

Son dönemlerde LAİKLİK kavramını sulandırmak için bir siyasetçinin “Biz Osmanlı LAİKLİĞİ istiyoruz” çarpıtmasında olduğu gibi Osmanlı HOŞGÖRÜSÜNÜ laiklik ile bilerek karıştırma çarpıtmasını bir yana bırakırsak, Osmanlı ülkedeki bütün dinlere serbestlik vermişti. Ama bu hiçbir zaman LAİKLİK değildi. Hoşgörü vardı evet ama aslında o dönem toplum dini bakış açısıyla tamamen birbirini ÖTEKİ olarak görmekteydi. Giyilen elbiselerin renginden, başa giyilen fes veya şapkadan veya kullanılan harflerden bile ötekiliğin dibine vurulmakta ve “dinlere saygı olmasına” rağmen insanlar tamamen birbirinden farklı ve birlik içinde olmadan yaşamaya devam etmekteydi.

Falih Rıfkı’nın küçükken babasını muayeneye gelen gayrimüslim doktorun kafasından çıkardığı ŞAPKAYA dokunmak istemesine, bakıcısının eline vurarak verdiği “GÜNAH elleme tepkisi” aslında dini olmayan sembollerin “nasıl DİNİ bir noktaya getirildiğine” de açık bir örnektir. Bu durum aynı şekilde HARFLER üzerinden de aynı mantıkta hüküm verilmesine neden olmuştur.

Osmanlıdaki Müslüman olan ve okuyup yazabilen kesim medreseye gitmekte ve yalnızca ARAP harflerini ve ARAPÇA’yı öğrenmekte, gayrimüslim olan ve okuyup yazabilen kesim de ya YABANCI ya da AZINLIK okullarına gitmekte ve LATİN harflerini ve Fransızca veya İngilizce’yi öğrenmekteydi. Bu nedenle DİN esaslı toplumdaki algı da buna göreydi ve ARAP harfleri MÜSLÜMANLAR için, LATİN harfleri ise GAYRİÜSLİMLER için algısı yaratılmıştı. Bu algı gayrimüslimlerde DİN üzerinden gitmese de Müslümanlar açısından Kuran’ın ARAPÇA ve ARAP harfleriyle olması nedeniyle tamamen din üzerinden gitmekte ve ARAP harfleri KUTSAL olarak görülmekteydi.

Oysa Kuran YAZIYLA değil VAHİY yoluyla inmiş ve sonra YAZIYA geçirilmişti. Nitekim II.Meşrutiyet yıllarında Arnavutların Latin harflerini kullanma isteğinin, Şeyhülislam’ın “Kuran’ın ARAP harfleri dışından bir yazıyla yazılmasının dinen caiz olmadığı” şeklindeki kararı ile reddedilmesine Hüseyin Cahit’in verdiği başka yanıtlar da bu anlamda önemlidir.

Hüseyin Cahit (1910)”Arnavut Hurufatı”

“ Arap harflerinin Müslümanlıkla alakası olmadığını, Türklerin İslam öncesi başka alfabeler kullandığını, İslamı kabul ettikten sonra  alfabemizin değiştiğini, şu anda kullanılan alfabenin peygamber zamanında bile olmadığını” ifade etmiştir…

Bu harfler üzerinden giden AYRIŞMA özellikle liman kentlerindeki YABANCILARIN da artmasıyla ve kurdukları şirket, liman ve demiryollarında da LATİN harflerinikullanmaları nedeniyle Müslümanlarca gayrimüslimlere atfedilmesi nedeniyle tamamen görünür hale gelecektir. Dışarıdan bakan ve okuma yazması olmayan Müslümanlar için artık LATİN harfleri MÜSLÜMAN OLMAYANLAR içindi ve kafası da bunun DİNLE ilgisinin olamayacağını anlayacak durumda değildi.

Bu noktada LATİN harflerinin bir gecede gelmediğini ortaya koymamız şarttır. Bu yukarıda yaptığım ön açıklamadan giderek Osmanlının birçok kentinde reklam ilanlarında, gazete ve dergi başlıklarında, kartpostallarda, biletlerde YAZI dili olarak okuma yazma bilen Müslümanlar için ARAP harfleriyle TÜRKÇE,  okuma yazma bilen Gayrimüslimler için de LATİN harfleriyle TÜRKÇE hep birlikte kullanılmış ve kolaylığı da anlaşılmıştı.

Tren Bileti
Şirket Adları
Tren İstasyon Adları
Rakı İlanı
İstasyon Adları

Bu süreç içerisinde LATİN harfleri, açılan ÇAĞDAŞ-BATI TARZI okullarda okuyan Müslümanların da YABANCI DİL öğrenmesi sayesinde MÜSLÜMAN kesim tarafından da öğrenilmeye ve kolaylığı da anlaşılmaya başlanmıştı. Bunlardan biri YAZI DEVRİMİNİN gerçekleştiricisi olan Mustafa Kemal idi ve daha 1915 yılında da arkadaşı MadammeCorinne’e yazdığı mektuplarda LATİN HARFLERİNİ Türkçe olarak kullanmıştı.


Ayrıca Osmanlı’da artık 19. Yüzyılın ikinci yarısından itibaren ARAP alfabesinin yetersizlikleri anlaşılmaya başlanmıştı.. Bu konuyu ilk defa ele alan Ahmet Cevdet Paşa Kavaid-i Osmaniyye (1851) adlı gramer çalışmasında “Türkçe’de bulunup da Arap alfabesinde karşılığı olmayan seslerin belirtilmesi için bir yol bulunması” gerektiğini vurgulayarak Arap harflerinin ıslahını daha o tarihte gündeme getirmişti. Münif Paşa da 1862’de verdiği bir konferansta “alfabe konusundaki görüşlerini” dile getirirken “Arap harflerinde bir ıslahat yapılması, yazılış ve okunuşunu kolaylaştırmak için harflerin ayrık yazılması gerektiği” gibi fikirleri de öne sürmüştü..Münif Paşa 1863'te de Osmanlı Cemiyet-i İlmiyyesi'ne sunduğu projede “Arap harflerinin bitiştirilmeden ayrı yazılmasını ve ses uyumu kuralı nedeniyle sesli harflerin eksiksiz kullanılmasını” da öneriyordu.

Münif Paşa daha o tarihte “ARAP alfabesinde bir TÜRK’ün anlamını bilmediği ya da DAHA ÖNCE HİÇKARŞILAŞMADIĞI bir kelimeyi DOĞRU olarak okuması MÜMKÜN olmamaktadır”diyerek durumun garipliğini ortaya koymaktaydı. Çünkü çoğunluğun konuşma dili TÜRKÇE olduğu için Arap harfleriyle yazılan ve anlamı bilinmeyen ARAPÇA kelimelerin aydın biri tarafından bile okunamadığı apaçık ortadaydı.

II.Meşrutiyet dönemi de bu konuda önemli çalışmaların yapıldığı bir dönem olmuş ve özellikle 1909 Maarif Nezareti’nde kurulan «İmla Komisyonu» ve «Islah-ı Huruf Cemiyeti» aracılığıyla “Arap harflerinin yazılış ve öğrenilişindeki güçlükten” söz edilecek ve bu Harflerin Islahı Cemiyeti’nin amacı da “ Harfleri tadil ve ıslah ile mükemmel hale getirmek” olarak belirlenmişti. Yani anlayacağımız nokta şu ki ARAP harflerinin zorluğu ve sıkıntıları çok önceden anlaşılmış ve cemiyetler kurulmuş ve çareler aranmaya başlanmıştı.

Hatta “Islah-ı Huruf Cemiyeti”nin yayın organı olarak “ Yeni Yazı “isimli bir gazete de çıkartılmış ve Hattat Mustafa Rakım Bey tarafından çizilen ve Cemiyet tarafından da kabul edilen AYRIK Arap harfleri de yayınlanmıştır..

Enver Paşa’nın da bu bağlamda savaş içerisinde sadece orduda kullanılmak üzere AYRIK Arap harflerini aralarına sesli harfler koymak süetiyle kullandığını da biliyoruz..

Bu süreç, 1923 yılında İzmir İktisat kongresinde işçi delegesi Ali Nazmi Bey’in LATİN HARFLERİNE geçişi önermesi ve Cumhuriyet döneminde de 1925 yılından itibaren gazetelerde LATİN HARFLERİ ile ilgili yazıların çıkmasıyla daha da hızlanacaktır.

İsmail Şükrü’nün “Bugün cümlemiz biliriz ki şu yazdığımız çetin yazı ile kullandığımız çetin lisan Türkçe değil Osmanlıcadır. Osmanlılık ise, Türklük dünyası içinde ömrü ancak şu günlere kadar vefa edebilen bir halita-i acibe (görülmemiş karışım) idi.”

Cenap Şehabettin’nin “Kendi hesabıma kırk seneden beri doğru okumak için sarf-ı mesaiden hali kalmadığım halde henüz yevmi gazetelerimizi olsun BAŞTAN BAŞA HATASIZ okuyabileceğimi iddia edemem.”cümleleri bu süreci aydınlatıcı örnekleridir.

Nihayet önce BATI rakamlarının alınması ardından 1 Kasım 1928 tarihinde 1353 sayılı "Yeni Türk harflerinin kabul ve tatbiki hakkında Kanun"un kabul edilmesiyle de devrim gerçekleştirilecektir. Kısa süreli bir zaman diliminde gazetelerde hem ARAP harfleri ve hem de YENİ TÜRK HARFLERİ birlikte kullanılmaya başlanmış ve görülmedik bir seferberlikle halka yeni harfler öğretilmeye başlanacaktır. Bütün duvarlarda, geceleri ışıklı panolarda ve gazetelerde boy boy YENİ HARFLERİN halka tanıtıldığı, okullarda yedisinden yetmişe kadınından erkeğine herkesin kendiliğinden yeni harfleri öğrenmek istediği, halka tanıtmak için Harfler adıyla marşın yazıldığı bu süreçte özellikle Maarif Nazırı Mustafa Necati’nin katkılarıyla oluşan MİLLET MEKTEPLERİ ile harfler büyük bir kesime hızla yayılacak ve okuma yazma oranının artması sağlanacaktır.

Okuma yazma oranı 1924 yılında dönemin Maarif Nazırı olan Saracoğlu Şükrü’nün Meclisteki konuşmasında belirttiği şekilde “%2-3” idi.  1927 nüfus sayımı rakamlarına göre de 13 milyonluk nüfusun “1.111.496 okuma yazma bilen- 12.517.992 okuma yazma bilmeyen oranına göre %7-8 idi. Yani yeni harfler bizi CAHİL bırakmamış tam tersi CAHİL olunduğu için yeni harflere gereksinim duyulmuştur.O dönemde en yüksek oranın İstanbul’da %21, en düşük oranın da Amasya’da %0.73 olduğunu ve bir de harf devriminden 7 yıl sonraki 1935 nüfus sayımında bu oranın %28’lere çıktığını düşünürsek günümüzdeki YENİ TÜRKİYECİ ve de tarihçi olmayan TARİH ÇARPITICILARININ “yeni harfler bizi cahil bıraktı” yalanının nasıl akıl ve gerçek dışı olduğunu görmüş oluruz…. Bir de bu düşük okuma yazma oranının çoğunluğunun erkeklerin ve gayrimüslimlerin olduğu ve okul sayısının da ne denli AZ olduğu da unutulmamalıdır. O kadar ki ülke içinde toplam  4894 ilkokul, 72 ortaokul ve sadece 23 lise olduğunu da bu YENİ TÜRKİYECİLERE anımsatalım ki kandırmak istedikleri gençlerimize neden bu gerçekleri söylemeyerek ,saklamak zorunda kaldıkları da apaçık ortaya çıksın…

Bu güya tarihçilerin” yeni harfler bizi KÜLTÜRÜMÜZDEN KOPARDI” yalanına da yanıt vermeliyiz ki başka bir çarpıtmaları daha ortaya çıksın. KÜLTÜRÜMÜZDEN kopmamız için daha evvel ARAP harfleriyle basılan edebi, tarihi ve kültürel eserlerin hiç birinin günümüze ULAŞMAMASININ gerektiğini, bu belli çevrelerin parasal yardımlarıyla TV’lere çıkıp ve derin yerlerin yardımlarıyla çıkardıkları dergilerde tarihi çarpıtan “yeni Türkiye’nin tarihçi olmayan tarihçilerine” anımsatalım ki sadece kandırabildiklerinin kendi yandaşları olduğunu anlasınlar..

Cenap Şehabettin daha 1925 yılında bugünün ÇARPITMASI o zaman da söylenmiş ki bir yazısında KÜLTÜRÜMÜZDEN KOPACAĞIZ yalanına şöyle yanıt vermiş. “700 yıldan beri teşkil etmiş olan kütüphanemiz ne olacak? Diyenlere; Kütüphanelerimizde mevcud binlerce kitapların acaba kaçı her zaman için hakikaten kıymetli ve ilelebed muhafaza olunmaya şayandır? Ziyanına razı olamayacağımız kitapların adedi en geniş hesap ile iki bin cildi geçmez. Bunları devlet kısa bir müdette yeni huruf ile tekraran tabettirebilir.”demiştir. Ve nitekim devlet hemen basıma geçmiştir.

Örneğin  o dönemin gazetelerinden öğrendiğimize göre yeni harflerle hemen o öğretim dönemi için 8-9 milyon ders kitabı basıldığı gibi, yine yeni harflerle Cumhuriyet alfabe kitabı basılarak Anadolu’ya gönderildiğini de ekleyelim. Ama bu yeni Türkiyeciler anlamaz kaygısıyla anlayabilmeler için hem kitap talebinin halktan geldiğini belirtelim hem de bunun kanıtını yayınlayalım..

25 Ağustos’ta yayınlanan yazısında Falih Rıfkı şöyle dile getirmiştir bunu; “Kaç gündür Türkiye’nin her köşesinden aynı sesler geliyor. Bin alfabe gönderiniz, on bin, yüz bin gönderiniz. Devlet Matbaası gece gündüz çalışıyor, gazeteler mütemadiyen ders açıyor. Lakin hiç kimsenin üç gün, beş gün sabrı yok. Her sınıf halktan ‘ekmek gönderiniz’ gibi o ısrarla ‘alfabe gönderiniz’ feryadını işitiyoruz.”

Yani durum şu; eyyy“HALK CAHİL BIRAKILDI diyen bağırıp sadece güçlü oldukları için sesleri çok çıkan gafiller

HALK cahil kalmak için mi ekmek gönderin dercesine ALFABE İSTİYORLARDI bir açıklayın da bilelim durumu…

Ama bundan daha önemlisi bu hazretler Namık Kemal’in 1891’de Arap harfleriyle KİTAPLAŞTIRILAN “Vatan yahut Silistre” veya Ziya Gökalp’in 1918’de yine ARAP harfleriyle kitaplaştırılan “Türkleşmek Muasırlaşmak ve İslamlaşmak” kitaplarının bizim KÜLTÜRÜMÜZ olup olmadığını bir söylerlerse daha net konuşuruz. Zira bu ARAP HARFLERİYLE basılmış kitaplar Cumhuriyette hemen YENİ HARFLERLE basılmış ve günümüze kadar gelmiştir. Ve bizim KÜLTÜRÜMÜZÜN temelleridir. Tıpkı 1900’de basılan Aşk-ı Memnu, 1923’de basılan Ateşten Gömlek gibi… Yani yine anlayacağınız gibi bu kitaplar KÜLTÜRÜMÜZDÜR ve bugün de tüm kitapçılarda farklı farklı baskılarıyla raflarda yer almaktadır. Tühh yine mi boşa çıktı bir çarpıtmanız daha..

Eee ne yapalım.

Doğruların er geç ortaya çıkma huyu vardır bilesiniz….

Yrd.Doç.Dr. Emin Elmacı

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2934 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın