• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Türk Kadınının Özgürleşmesi ve Atatürk Devrimleri

Kadının özgürlük mücadelesi yüzyıllardır süren erkek egemenliğine karşı eşitlik, özgürlük istekleriyle ortaya çıkmıştır ve kendini feminizm olarak ifade etmiştir. Dünyada ilk kadın hareketleri 18. yüzyılın sonlarında Fransız devrimiyle başlamıştır. Farklı kesimlerden bir çok kadın, devrime destek vermişler ve devrimin 3 önemli söylemi olan eşitlik, özgürlük, kardeşlik haklarını kendileri için de talep etmişlerdir fakat devrimden sonra bekledikleri hakları elde edemedikleri gibi sahip oldukları hakları da kaybetmişlerdir. Örneğin devrimden önce toplantı yapma, dernek kurma hakları varken devrim sonrası tüm kadın dernekleri kapatılmış, toplantı yapmaları yasaklanmıştır ve kadınların kaybettikleri haklarını talep etmesi suç sayılmıştır. Kısaca Fransız Devrimi bile özgürlüğü sadece erkeklerin hakkı olarak görmüştür.

 Cumhuriyet'in ilk kadın Muhtarı
Cumhuriyet tarihinin İlk Kadın muhtarı Gül Esin

Dünyada Kadın hareketinin öncüsü Fransız yazar Olympe de Gouges‘dir. 1791 Anayasasının kabulünden önce yazdığı ”Kadın hakları beyannamesini” Kral 16. Louis ve Kraliçe Marie Antoniette’ye yollayarak kadınlara eşit oy hakkı tanınmasını talep etmiştir ve 1793 yılında “Madem ki kadına giyotine çıkma hakkı veriliyor, öyleyse kürsüye çıkma hakkı da verilmelidir” tezini ileri sürmüştür. De Gouges’e mücadelesinin mükafatı olarak kürsüye çıkma hakkı yerine giyotine çıkma hakkı tanınarak idam edilmiştir. Böylece eşitliği, özgürlüğü, kardeşliği savunan Fransız devrimi, eşit hak talep eden Olympe de Gouges’i idam ederek tarihe geçmiştir (Serpil Çakır, Osmanlı Kadın Hareketi, Metis Yayınları, 2. Basım, 1996, s. 18)

Olympe de Gouges’in idamı kadınların özgürleşme mücadelesinin sonu değil başlangıcıdır. Fransız devrimiyle ilk kez erkeklerle eşit haklara sahip olmayı talep eden kadınların özgürlük mücadelesi 19. yüzyılda da güçlenerek devam etmiştir. Özellikle sanayi devrimi kadınların toplumsal hayata katılması, özgürleşmesi yolunda önemli bir adım olmuştur. Örneğin Almanya’da kadın hareketleri, işçi sınıfı kadınlar tarafından başlatılmıştır.

İslam Öncesi Türklerde Kadın Hakları 

Dünyada 19. yüzyılda bile kadınların eşit oy hakkı yokken Türkler yüzyıllar önce Kadınla erkeği eşit görüyordu. Türk tarihinin en eski yazılı belgelerinden kabul edilen Orhun kitabelerinde devletin yönetiminde hakanla hatunun eşit haklara sahip olduğu yazılıdır. Yabancı ülkelerden gelen elçileri, Türk hakanı, eşiyle beraber kabul ederdi. Örneğin M.S. 981 de Çin imparatorunun Güney Uygur hükümdarı Aslan Han a yolladığı elçiyi Aslan han eşi ve çocuklarıyla beraber kabul etmiştir. Kadın, islam öncesi dönemde erkekle devlet yönetiminde bile eşit olup fermanlar  ”Hakan ve hatun buyuruyor ki” diye çıkarılmıştır. Hatta bazen Hatun devlette tek söz sahibi bile olmuştur.  Türklerde islam öncesi kadın haklarının durumunu Ziya Gökalp şöyle özetlemiştir:

”Eski kavimler arasında hiçbir kavim Türkler kadar kadın cinsiyetine hak vermemiş ve saygı göstermemiştir” (Gül Akyılmaz – İslam ve Osmanlı Hukukunda Kadının Statüsü 2000 Konya Ofset Matbaası s.13)

Osmanlı’da Kadın Hakları 

Osmanlı’da kadın haklarını kuruluş ve klasik dönem diye ikiye ayırmak yanlış bir sınıflandırma olmaz. Çünkü devletin kuruluş döneminde ön planda olan kadın, klasik dönemde arka plana atılmış, ikinci sınıf insan muamelesi görmüş, eve kapatılmıştır. Bunun nedeni kuruluş döneminde dini taassubun olmamasıdır. Kuruluş yıllarında islamı, Türk gelenekleriyle birleştiren Anadolu islamı, zaman içinde sünni, koyu, Arap islamına dönüşmüştür ve Türk geleneklerinden uzaklaşılması sonucunda kadın, devletin kuruluşundaki itibarını kaybetmiştir.

Osmanlı’da kadına verilen değerin zamanla nasıl değiştiğini daha net göstermek için bir örnek vermek istiyorum. 1333 yılında İzmir’e gelen İbn-i Batuta, Orhan bey’in huzurunda Nilüfer hatunla beraber kabul edilmiştir. İbn-i Batuta gördüğü bu manzaradan sonra Türklerin kadınlara verdiği değeri şöyle ifade etmiştir:

“Bu ülkede gördüğüm ve beni epeyce şaşırtan tutumlardan biri de erkeklerin kadınlara gösterdikleri aşırı saygıdır. Bu memlekette kadınlar erkeklerden daha üstün sayılırlar”((İbn-i Batuta Seyahatnamesinden Seçmeler, haz. İsmet Parmaksızoğlu, 1000 Temel Eser Serisi, İstanbul 1975, s. 79-80)

İmparatorluğun kuruluş yıllarında tıpkı İslam öncesi Türk devletlerindeki gibi ön planda olan Kadın, yüzyıllar içinde bazı fermanlarla toplumdan soyutlanmış eve hapsedilmiştir. Örneğin 1610 yılında kadınların erkeklerle aynı sandala binmesi yasaklanmıştır.1603 yılında kaymakçı dükkanlarına gitmeleri, 1787 yılında mesire yerlerini gezmeleri, 1828 yılında ise ince kumaştan ferace giymeleri padişah fermanıyla yasaklanmıştır (Afet İnan . Atatürk ve Türk Kadın Haklarının Kazanılması, Tarih Boyunca Türk Kadınının Hak ve Görevleri. İstanbul 1968 Milli Eğitim Basımevi s.80)

Orhan bey döneminde padişahın yanında oturan Türk kadını, 17. yüzyıla gelindiğinde kaymakçı dükkanına bile girememiştir. Dini taassubun bir devleti ne hale getirdiğini görmek için çok net bir örnek… Bir kadının kaymakçı dükkanına gitmesinde nasıl bir sakınca olabilir ? İşte yobazlık, mantığın bittiği yerde başlar.

Osmanlı’da kadınların özgürlük hareketi tanzimattan sonra başlamıştır. Dönemin aydınları, özellikle kadınların eğitimine önem verilmesini, Avrupa’da kadınlara tanınan hakların Türk kadınlarına da tanınması gerektiğini ifade etmişlerdir. Bu dönemde kadın haklarının en ateşli savunucularından biri Ziya Gökalptir. Malta’daki sürgün yıllarında kızına yazdığı mektuplardan birinde kadınların özgürleşmesine duyduğu özlemi şu şekilde dile getirmiştir:

“Yeni hayat ne zaman başlayacak? Ne zaman ki, kadınlar da erkekler kadar tahsil görerek, cemiyetin idaresindeki rollerini icraya başlarsa…”(19 Ağustos 1920 tarihli mektubundan alıntı. Ayrıca bknz : Emel Doğramacı Türkiye’de Kadın Hak­ları, Ankara 1982 s.75-76)

Ziya Gökalp gibi kadınların özgürleşmesini savunan erkekler olduğu gibi, kadınların erkeklerle eşit siyasi haklar kazanmasına karşı çıkan kadınlar da vardır.  Bu fikri savunan kadın yazarlardan biri Zehra hanımdır. Bir makalesinde kadınların, erkeklerle eşit siyasi haklar kazandığında komik duruma düşeceğini şöyle ifade etmiştir:

 “… mesela bir kadın Meclis-i Mebusan’ın siyasi müzekaratını veya boykotajın netaciyini tedkik etmemelidir. Gülünç olur. Avrupa memleketlerinin kanunlarını birbirine tatbik etmek ahkam çıkarmak bizim işimiz değildir. Türkçemizde bir darbı-ı mesel vardır. Elinin hamuruyla erkek işine karışıyor derler, bunu dedirtmemeliyiz.”( Fatma Kılıç Denman, . II. Meşrutiyet Döneminde Bir Jön Türk Dergisi: Kadın.(1.bası).İstanbul 2009 Libra Kitapçılık ve Yayıncılık s.164)

1831 yılında yapılan ilk nüfus sayımında erkekler ve hayvanlar sayılmış, kadınlar sayılmamıştır. Kadının nüfus sayımına katılması ilk olarak 1882 yılında mümkün olmuştur. Bunun nedeni de kadınlara değer verildiğinden değil, devletin içinde bulunduğu mali krizden dolayı, kaynakların tüketiminde kadının rolünü saptamak içindir.

Hayvan kadar değeri olmayan kadına 1876 da kabul edilen Kanun-i Esaside de yer verilmemiştir. Meclis-i mebusanın nasıl oluşturulacağıyla ilgili olan 65. maddesinde her 50.000 erkek için 1 mebus seçilme hakkı tanınmıştır. Yani kadınlara ne seçme ne de seçilme hakkı verilmemiş, tamamen yok sayılmıştır.

Tüm engellere rağmen Tanzimattan sonraki kadın hareketlerini incelediğimizde, kadınların yıllar geçtikçe daha yüksek sesle haklarını aradığını görürüz. Kadınların seslerini en çok duyurduğu alan basındır. Bu dönemde 40’a yakın kadın dergisi çıkarılmıştır. Kadınlarla ilgili çıkarılan ilk dergi 1869 yılında Terakki gazetesinin pazar günleri ek olarak yayınladığı haftalık dergi olan Terakki-i Muhadderat dergisidir.

Özellikle Abdülhamit istibdatının yıkılmasından sonra II. Meşrutiyet döneminde kadınlar, haklarını daha gür sesle savunmuşlardır. Kadın gazetelerinin, derneklerinin sayısı artmıştır. 1908 yılında çıkarılan Demet dergisinde ilk kez siyasi meselelerden bahsedilmiş, 1913 yılında kurulan Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti”nin (Osmanlı Kadınının Hakkını Savunma Derneği) yayınladığı Kadınlar Dünyası isimli dergide, kadınların toplumsal hayatta daha çok yer alması gerektiği vurgulanmıştır.

Cumhuriyet Döneminde Kadın Hakları

Tanzimat döneminde filizlenen Kadınların özgürlük mücadelesi Cumhuriyet döneminde güçlenerek devam etmiştir. Çok ilginçtir… Cumhuriyet’in ilanından önce kurulan ilk siyasi parti bir kadın partisidir. 16 Haziran 1923 te kurulan Kadınlar Halk Fırkası, Cumhuriyet tarihimizin ilk siyasi partisidir. Cumhuriyet’in temellerini atan Cumhuriyet Halk Fırkası ise Kadınlar Halk Fırkasından 3 ay sonra 9 Eylül 1923 te kurulmuştur.

 Kadınlar Halk Fırkası Kurucuları
Kadınlar Halk Fırkası'nın Kurucuları


Aslında bu duruma şaşırmamak gerekir. Çünkü milli mücadele yıllarında zaman zaman kadın hakları mecliste tartışılmıştır. 1923 yılında İntihabı Mebusan Kanununun birinci maddesinde yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi âzası Türkiye Devleti halkından her yirmi bin nüfusu zükûrda [erkek] bir nefer olmak üzere intihap olunur”  maddesinin tartışıldığı meclis oturumunda Erzurum milletvekili Hüseyin Avni bey kanun maddesiyle ilgili görüşlerini şöyle ifade etmiştir :

“Mesela evvelce elli bin nüfusu zükûr üzerine tanzim edilmiş bir kanun vardı. Bu defa, bu teklifi yapan arkadaşlarımız, kadınların mevkiini de nazarı dikkate alarak hareket etmişlerdir. Her şeyin bir derecesi, bir vesile-i tekemmülü var, kanun teklifinde, kadınlar tekemmül edip de, rey hakkını istimal etmek derecesine gelinceye kadar onlar aile efradı beyninde aile reislerine rey vermiş gibi telâkki edilerek yirmi bin nüfusu zükûrda bir mebus intihabını esas ittihaz etmiştir.”(TBMM ZC., D.1, C.28, İ.4, 17. İçtima (3.4.1339/ 3.4.1923), s. 329)

Bunun üzerine Bolu milletvekili Tunalı Hilmi bey ”Bilmem ama böyle bir tev’il akıl ve hayale gelebilir mi?”  dedikten sonra Hüseyin Avni bey “İntihap etmek ve edilmek hakkını vermiyorsunuz; fakat kadınları saymıyorsunuz da” diyerek tepkisini dile getirmiştir.

Sonuç olarak meclis kadınlara seçme ve seçilme hakkı vermemiştir ama meclis bu hakkı tanımasa da 1923 yılında yapılan ikinci meclis seçimlerinde Kilis, Kastamonu, Malatya, Ankara, Yozgat, Gaziantep, Tarsus, Antalya, Düzce, Konya , Elazığ, Burdur ve İzmir’de aday olmamalarına rağmen seçmenlerin kendi inisiyatifiyle Atatürk’ün eşi Latife, Mevhibe (İnönü), Galibe (Okyar)Müfide Ferit (Tek) hanım ile kurtuluş savaşının kahramanı Kara Fatma’ya oy vermiştir.

Atatürk, 1923 yılında gerçekleştirdiği yurt gezilerinde kadınlara siyasi haklar verileceğinden söz etmiştir. 31 Ocak 1923’te İzmir’de yaptığı konuşmada düşüncelerini şöyle ifade etmiştir :

‘Bir toplum, cinsinden yalnız birinin zamanın gereklerini kazanmasıyla yetinirse o toplum yarıdan fazla eksiklik içinde kalır. Bir millet gelişmek ve medenileşmek isterse özellikle bu noktayı temel olarak kabul etmek mecburiyetindedir. Bizim toplumumuzun başarısızlığının nedeni, kadınlarımıza karşı gösterdiğimiz ilgisizlik ve kusurdan doğmaktadır… Bundan dolayı bizim toplumumuz için ilim ve fen gerekli ise bunları aynı derecede hem erkek ve hem de kadınlarımızın kazanmaları gerekir… Milletimiz kuvvetli bir millet olmaya karar vermiştir. Bugünün gereklerinden biri de kadınlarımızın her konuda yükselmelerini sağlamaktır. Bundan dolayı kadınlarımız da bilgin ve ilme açık olacaklar ve erkeklerin geçtikleri bütün öğrenim derecelerinden geçeceklerdir. Sonra kadınlar sosyal hayatta erkeklerle beraber yürüyerek birbirinin yardımcısı ve destekçisi olacaklardır.”(Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2006, s. 452)

Cumhuriyet’in ilanından sonra kadın haklarıyla ilgili reform hareketleri başlamıştır. 1924 yılında tevhid-i tedrisat kanunu ile kadın ile erkeğin eşit öğrenim görmesi kabul edilmiştir. 17 Şubat 1926 da kabul edilen medeni kanunla çok evlilik kaldırılmış, imam nikahı yerine resmi nikah şartı konulmuş, mirasta kadın ile erkeğe eşit haklar tanınmış ve evlilik için alt yaş sınırı konularak kadınların çocuk yaşta evlendirilmeleri yasaklanmıştır.

Kadın haklarıyla ilgili peş peşe kanunlar çıkarıldığı halde siyasi ortam, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi için erkendir. 1924 yılında seçim kanunun 10. maddesinde yer alan 18 yaşını bitiren her Türk’ün milletvekili seçimlerine katılabileceği” ve 11. maddesinde yer alan “30 yaşını bitiren her Türk’ün milletvekili seçilebileceği”cümlelerinde geçen ‘Her Türk” ifadesi, kadınlara da seçme ve seçilme hakkı tanıyacağı için ”her erkek Türk” olarak değiştirilmiştir.

Yaşanan tüm kısıtlamalara rağmen kadınlar, seslerini duyurmakta kararlıdır. 1924 yılında kurulan Türk Kadınlar Birliği derneği, 1927 yılında kadınların siyasi haklar kazanmasını sağlamaya yönelik bir madde eklemiştir. Derneğin başkanı Nezihe Muhiddin görüşlerini şu şekilde açıklamıştır:

”İnkılapları doğuran hamlelerdir. Bu hamlelerimize her seçimde devam edeceğiz ve nihayet bu hakka bizler de her vatandaş gibi katılacağız. Kanunlar sosyal hayatın ihtiyaçlarına intibak eder.” (Tezer Taşkıran, Cumhuriyetin 50. Yılında Türk Kadın Hakları, Başbakanlık Basımevi,1973, s. 124)

Türk kadınlar birliğinin bu hamlesi mecliste de tartışmaya yol açmıştır.21 Haziran 1927 tarihinde Askeri Mükellefiyet Kanunu görüşülürken kadın hakları konusu da tartışılmıştır.Hakkı Tarık bey görüşlerini şöyle dile getirmiştir :

“…Kadınlar benim nokta-i nazarımdan hem intihap edebilirler, hem intihap olunabilirler. Fakat ne zaman intihap etmeye başlayacaklardır, yahut ne zaman intihap edilmeye başlıyacaklardır, bu belki bir zaman meselesi, nihayet küçük bir münakaşa zeminidir. Yalnız, mebus olmak, mebusluk intihabına iştirak etmek vatani bir mesele ise,memleketin müdafaasına iştirak etmek de öyle bir hak, öyle bir vazifedir.” (TBMM ZC., D.2, C.33, İ.IV, 79. İnikat (21.6.1927), s. 385)

Konuyla ilgili görüşlerini açıklayan Recep Peker ise kadınlara seçme ve seçilme hakkı tanınması yönünde olumsuz görüşler ifade ederek şu konuşmayı yapmıştır :

”Madem ki devletin teşkilatı içtimaiye ve siyasiyesine iştirak etmek isteyen bir kadınlık zümresi mevzu bahistir, o zümreye şunu hatırlatmak lâzım gelir ki bir vatanın mesaîi umumiyesine iştirak, yalnız intihabatın nazarî mücadelâtına ve meclislerin kürsülerde geçen münakaşatına iştirak etmek kâfi değildir. Mademki Türk vataniyle ve mukadderatı ile fiilen meşgul olmak arzusundasınız, o halde bu meşguliyeti fiiliyenin diğer şerefli bir cephesi vardır ki sizi oraya davet ederim.”(TBMM ZC., D.2, C.33, İ.IV, 79. İnikat (21.6.1927), s. 385)

Bu tartışmalar, kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesi yönünde siyasi ortamın yavaş yavaş değiştiğinin habercisidir.

Kadınlara Belediye Seçimlerine Katılma Hakkı Tanınması

Kadınlar ilk kez 1930 yılındaki yerel seçimlerinde 3 Nisan 1930 tarihinde kabul edilen Belediye Kanunu’nun 23 ve 24 maddesine dayanarak seçimlere katılma hakkı kazanmıştır.Böylece kadınların siyasi hayata katılımında ilk önemli adım atılmıştır. Yıllardır süren kadın hakları mücadelesi böylece ilk meyvesini vermiştir. Dahiliye vekili Şükrü Kaya, Belediye kanununun görüşüldüğü  meclis oturumunda şunları söylemiştir:

“Muhterem efendiler! Bu lâyihanın açık vasıflarından ve inkılapçı hükümlerinden biri de Türk kadınının Türk erkeği ile zaten müsavi olan şerefli hakkını belediye işlerinde de tamamı ile tayin etmesidir. Türk tarihinin her sahasında ve her safhasında erkeği ile yan yana her fedakarlığı yapan millet ve vatan işlerinde büyük feragatla her mahrumiyete, her cefaya ve her acıya katlanan milletin, vatanın felaket ve saadetlerine ayni hisle iştirak eden büyük kalpli ve yüksek faziletli Türk kadını müşterek eseri olan bu Cumhuriyet’te elbette ve elbette, kendi evinin işlerinde olduğu gibi belediye işlerinde de temiz ve ciddi mevkiini alacaktır.” (TBMM ZC., D.3, C.17, İ.3, 37. İnikat (20.3.1930), s. 24)

Kadınlara Belediye seçimlerinde seçme ve seçilme hakkı tanınması tüm yurtta bayram havasında kutlanmıştır. 3 Nisan 1930 da Ankara Türk ocağında, Atatürk ve İnönü’nün de bulunduğu toplantıda Afet İnan, yaşadığı mutluluğu şu şekilde ifade etmiştir :

“Hanımlar, Efendiler! İntihap hakkındır, vazifendir. İntihabın esaslı ciheti vatandaşın reyini kullanmasıdır, intihapta millî halkçılık prensibinin fiilen tatbikidir. (Alkışlar) Kadınlara intihap etmek ve edilmek hakkının verilmesi millî hakimiyetin ifadesidir. Sabilerden, delilerden maada bütün vatandaşlar kadın ve erkek intihap hakkına maliktirler. Millî hakimiyet hiçbir faikiyeti kabul etmez. Bundan şüphe edenler millî hakimiyeti ve demokrasiyi bilmeyen acizlerdir.”“(Muallim Afet Hanım’ın Konferansı”, Cumhuriyet, 4 Nisan 1930)

Kadınların siyasi haklar kazanmasında emeği olan Türk Kadınlar birliği de 11 Nisan 1930 da SultanAhmet meydanında miting düzenlemiştir.Derneğin başkanı Latife Bekir hanım şöyle konuşmuştur :

“Pek yakın bir mazide kâbuslar altında inleyen büyük milletimizin İstanbul’daki kardeşlerini şefik sinesinde toplayarak onların acıklı hasbihallerini dinleyen şu tarihi meydan bugün o büyük milletin azimkâr annelerini aguşuna alıyor”  (“Kadınların Mitingi”, Cumhuriyet, 12 Nisan 1930)

Sultanahmet’teki konuşmadan sonra Yaşasın Kadınlar sloganı atılarak Taksim’e yürünmüş, abideye çelenk konulmuştur. Saime Faik hanım burada yaptığı konuşmasında şunları söylemiştir :

“Aziz Hemşireler, Türk kadınının kazandığı büyük şeref ve zaferi tes’it için bugün buraya toplandık. Avrupa’nın birçok şehirlerinde bile nail olunmayan bu şerefe Türk kadınının mazhar olması Büyük Gazi’nin millete açtığı nurlu yolun ışığıdır.” (Kadınlar Haklarını Tes’it Ettiler”, Vakit, 12 Nisan 1930)

Kadınlara Muhtar Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınması

Kadınlara yerel seçimlere katılma hakkı verilmesinden 3 yıl sonra 26 Ekim 1933 tarihinde  Köy Kanununun 20. ve 25. maddelerinde yapılan değişikliklerle kadınlara köyde muhtar ve ihtiyar kuruluna seçme ve seçilme hakkı verilmiştir. Kanun layihasının görüşmelerinde Recep Peker şöyle konuşmuştur :

“Biz belediye intihabında Türk kadınına, şehir ve kasabalarda reye iştirak haklarını kendilerine vermek suretiyle iki, iki buçuk milyon kadar vatandaşın şehirlerin siyasi ve idari hayatında tesirlerini tanımıştık. Bu kanunu kabul ettiğimiz takdirde, küsuratı nazarı itibare almamak şartı ile yuvarlak olarak beş milyon Türk vatandaşı kadının idari ve siyasi nüfuzunu bulunduğu sahada kullanabilmesini temin etmiş oluyoruz. Bu itibarla onuncu Cumhuriyet bayramına girdiğimiz gün hükümetin yerinde yaptığı bu teklif, Heyeti Celilenizin de tasvibi ile kanuniyet kesbedecek olursa Türkiye’de Türk kadınlığı için büyük bir iş yapılmış ve inkılap namına bu yolda büyük bir safha atlanılmış olacaktır.”(TBMM ZC., D.4, C.17, İ.2, 76.İnikat (26.10.1933), s. 48-49)

Yapılan görüşmeler sonunda Kadınlara muhtar olma hakkı verilmiş ve Çinekarpuzlu nahiyesinin merkezi Dereköy’den Gül hanım ilk kadın muhtar olarak seçilmiştir.

Kadınlara Milletvekili Seçme ve Seçilme Hakkı Tanınması 

Yerel seçimlere katılma ve muhtar olma hakkı tanınmasından sonra sıra en büyük reforma yani kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesine gelmiştir ve 5 Aralık 1934’te Teşkilat-ı Esasiye kanununun 10. ve 11. maddelerinde yapılan değişikliklerle kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınmıştır.  Kanun değişikliği müzakerelerinde İsmet İnönü şu konuşmayı yapmıştır :

“Yüce saylavlar, kadınların saylav seçmek ve saylav seçilmek hakkına sahip olmaları için yüce katınıza teklif sunuyoruz. Kadınlarımızın Türk tarihindeki haklı yerleri erkeklerle beraber, daima memleketin ve milletin mukadderatı söz ve tesir sahibi olmalarıdır. Türk kadını tarihte ne vakit haklı ve itibarlı yerini bulmuşsa, budun mukadderatı üzerinde kendini, tesirini gösterebilmişse, erkeklerle beraber karışık ve güç yurt işlerinde elele çalışabilmişse, işte o zaman Büyük Türk ulusu kudretiyle, medeniyetiyle bütün dünyayı kaplamıştır.”(6 Aralık 1934 Kurun (Vakit) Gazetesi)

Kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanınması tüm yurtta coşkuyla kutlanmıştır. 6 Aralık 1934’te Ankara Halkevinde gerçekleştirilen toplantıda konuşan tarih öğrencisi Sıdıka hanım şöyle konuşmuştur :

“ Kadınlar, Türk Kadınları, Türk tarihi, Türk kadınlarının yüksek yerini belirten büyük bir eserdir. Son yüzyıllar, bu hakikatı bizden gizlemek ister. Fakat hakikat gizlenir mi? Arkadaşlar kadının layık olmadığı derecede, haklarından mahkum oluşu cemiyet için geriliğin başlıca amilleri arasındadır. Cumhurluk dönemi bu kötü hatıraların hepsini birden sildi. Biz, alnımız açık, Türk ırkının yüksek kabiliyetleri içinde, artık yerimizdeyiz.”(7 Aralık 1934 Kurun Gazetesi (Manşet) )

Ayrıca kadınlar, Afet İnan’ın başkanlığında meclise şu teşekkür telgrafını yollamışlardır :

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Yüksek Başkanlığı’na

Dün Büyük Millet Meclisi Türk kadınlarının saylav seçmek, saylav seçilmek kanununa onay verdi. Biz Türk kadınları bundan gönenç duyduk. Gerekli olan iş yapıldı. Türk kadını bundan sonra daha eyi anlaşılacaktır. Bu hakikati anlayan, ortaya koyan, kanunla teyit eden Büyük Türk ulusunun mümessillerine minnet.”(TBMM ZC., D.4, C.25, İ.4, 13. İnikat (6.12.1934), s. 90-91)

Dönemin yazarlarından ve mebus olan Ahmet Ağaoğlu’da kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesinin önemini bir yazısında şöyle vurgulamıştır:

“Hulâsa başka muhitler kadınlarının hasret çektiği hukuka Türk kadını bugün tamamiyle nail olmuştur. Bu nimeti Türk kadınına Cumhuriyet temin etmiştir. Hiç şüphe yoktur ki buna mukabil de Türk kadını Cumhuriyet’e karşı derin bir şükran, minnet ve bağlılık hissi besleyecektir.”(Ahmet Ağaoğlu, “Türk Kadınına Verilen Seçme ve Seçilme Hakkı”, Cumhuriyet, 6 Birincikanun 1934) 

Cumhuriyet gazetesi yazarlarından Abidin Daver de Türk kadının sahişp olduğu haklara Fransız kadınlarının bile sahip olmadığını şu satırlarla dile getirmiştir:

”..Ve böylece on sene içinde Fransız kadınını da geçtin. O, saylav seçmek ve saylav olmak şöyle dursun, belediye meclislerine girmekşöyle dursun, belediye seçimlerinde rey vermek için uğraşıyor. Türk kadını sevin, kıvanç duy ki Kemal Atatürk seni, on sene içinde hürriyetin anası olan Fransa’nın kızlarından daha yükseklere çıkardı.”(Abidin Daver, “Türk Kadını Sevin ve Kıvanç Duy”, Cumhuriyet, 7 Şubat 1935)

Fransa’da yayınlanan Le Journal gazetesi de kadınlara milletvekili seçme ve seçilme hakkı verilmesi hakkında şu yorumu yapmıştır

“Yeni Türkiye zimamdarları çok parlak bir eser yaratacaklardır. Memlekete, büyük mazisine layık bir istikbaltemin etmek istiyorlar. Herşeyden evvel ulusal duygunun ihyasıyla işe başladılar. Bu işte anaların büyük rolleri vardır ve mecliste yer almış bulunuyorlar. (Türk Kadınının Saylavlığı”, Zaman, 12 Şubat 1935)


Böylece 1935 yılında yapılan genel seçimlerde 18 kadın milletvekili seçilmiştir. Cumhuriyet’in ilk Kadın milletvekillerinin isimleri şöyledir :

Mebrure Gönenç (Afyonkarahisar) Sabiha Gökçül Erbay (Balıkesir), Şekibe İnsel (Bursa), Huriye Öniz Baha(Diyarbakır) Fatma Memik (Edirne) Nakiye Elgün (Erzurum) Fakihe Öymen (İstanbul) Hatı Çırpan (Satı Kadın)(Ankara) Ferruh Güpgüp (Kayseri) Bahire Bediş Morova (Konya) Mihri Pektaş (Malatya) Meliha Ulaş (Samsun) Fatma Esma Nayman(Seyhan) Sabiha Görkey (Sivas) Seniha Hızal (Trabzon) Benal Nevzat Arıman (İzmir) Türkan Örs Baştuğ (Antalya) Hatice Özgener (Çankırı) (Ara seçim)

Türk kadınına tanınan siyasi hakların değerini anlamak için o dönemde dünyada kadın haklarının ne durumda olduğuna bakmak gerekir. Laikliğin beşiği Fransa’da 1944 yılında, Bulgaristan’da 1944, İtalya’da 1945, Belçika’da seçme hakkı belli koşullar ve sınırlamalarla 1919’da, seçilme hakkı 1921’de verilmiş, sınırlamalar ise 1948 yılında tamamen kaldırılmıştır. Mısır’da kadınlara seçme ve seçilme hakkının tanındığı tarih 1956, Medeni kanununu aldığımız İsviçre’de ise 1971 yılıdır.

Bir çok Avrupa ülkesinden önce Türk kadınının seçme ve seçilme hakkı kazanması Atatürk ve Cumhuriyet’in eseridir. Osmanlı’da nüfus sayımlarında bile hayvan kadar değerli görülmeyerek sayılmayan Türk kadını Atatürk devrimleri sayesinde İslam öncesi itibarına kavuşmuştur.

TIBBIYELİ HİKMET

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
10097 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın