• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Geçmişten Günümüze Batı'nın Türk Düşmanlığı

Özellikle Türkçü kesimin sıkça tekrarlayıp durduğu bir iddia vardır: ”Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur.”

Bu iddia her ne kadar bizi batıdan soyutlayan, kendimizi ötekileştiren bir söylem olsa da tarihi açıdan değerlendirildiğinde yanlış bir iddia değildir. Tarihe baktığımızda gerçekten Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığı rahatlıkla görebiliriz. Batının gözünde Türk her zaman savaşılması, yok edilmesi gereken bir düşmandır.Bugün bile batının Türklere bakışında pek bir değişim yoktur. Orta çağda bakış açıları neyse bugün de aşağı yukarı aynı… Türkler onlara göre barbar, vahşi, cahil, insanlığın önündeki en büyük engel, deccal, Tanrının gazabı.

Batıdaki Türk düşmanlığı gerçekten haklı bir düşmanlık mıdır? Hristiyanların gözünde Türk kelimesi neyi ifade ediyor? Türk düşmanlığı ilk ne zaman, hangi olaydan sonra başladı? Yüzyıllar içinde Türk düşmanlığı nasıl değişim gösterdi? Tüm bu soruların cevabını ve fazlasını tek tek vereceğim ama önce baştan başlayalım. Yani Türk düşmanlığının ortaya çıkışına…

Batıda Türk Düşmanlığının Ortaya Çıkışı

Türk düşmanlığı, Selçukluların  1071 Malazgirt savaşıyla Anadolu’ya girmesiyle başlar. Çünkü o güne kadar Orta Asya bozkırlarında göçebe olarak yaşayan, barbar diye bildikleri Türkler yüzyıllarca egemenlikleri altında olan Anadolu’ya girmişler, karşılarına bir tehdit unsuru olarak çıkmışlardır. Artık Avrupa için Türkler Orta Asya’da yaşayan uzak bir millet değildir. Yanı başlarına kadar gelmişlerdir hem de kılıç zoruyla, topraklarını feth edip boyun eğdirerek…

Malazgirt savaşı Avrupa’nın Türk tehdidini hissettiği ilk savaş olmuştur. Zira Türk tehdidine ait ilk belgeler de bu dönemde yazılmış mektuplardır. Örneğin Bizans imparatoru 1.Aleksios 1088 yılında Papa’ya yazdığı mektupta Türklerin müslüman bir millet olması nedeniyle Hristiyanlık için bir tehdit olduğunu, Hristiyan aleminin İslamın yayılmasına engel olmak için birleşmesi gerektiğini, bu nedenle haçlı seferlerinin mutlaka şart olduğunu vurgulamıştır.

İmparator 1. Aleksios’un Papa’ya yazdığı mektup bir başka gerçeği de çok net göstermektedir.Avrupa için Türkler 11. yüzyılda bile sadece barbar değil aynı zamanda müslüman bir millettir. Kısacası Batı için müslüman denilince akıllarına sadece Türk gelmektedir. Bugün de Avrupa’nın islam algısında değişen bir şey yoktur. Hala İslam deyince akıllarına Arap, Afrikalı vs değil sadece Türkler geliyor.

11. yüzyılın sonunda başlayan Türk düşmanlığı, Türkler Anadolu’daki yerlerini sağlamlaştırdıkça artmıştır. 14. yüzyıla gelindiğinde ise Osmanlı’nın yavaş yavaş balkan topraklarına yönelmesiyle birlikte Türkler, Avrupa için sadece düşman bir millet değil aynı zamanda kendi varlıkları için çok ciddi bir tehdittir ve tarih, çok kısa bir zaman sonra Avrupa’nın Türklerden boşuna korkmadığını gösterecektir. Ne zaman mı? 1453 yılında Fatih İstanbul’u fethedip atıyla şehrin kapısından girdiği zaman…

İstanbul’un Fethi Sonrası Türk Düşmanlığı

İstanbul’un fethi Avrupa için büyük bir sarsıntı olmuştur. Çünkü Hristiyanlığın 1000 yıllık başkenti, Ortodoks  mezhebinin merkezi barbar, Orta Asya göçebesi dedikleri Türkler tarafından fethedilmiştir. Müslüman olmaları da ayrı bir utanç… Düşünün 1000 yıllık kutsal şehrinizi, küçük gördüğünüz, aşağıladığınız, vahşi dediğiniz Müslüman Türkler fethediyor. Empati kurarsak gerçekten büyük bir utanç ve hezimet.. Fakat bu utanç ve hezimet duygusu çok yakında korkuyla karışık bir nefrete hatta hayranlığa dönüşecektir. Nasıl mı? Çok ilginç bir örnekle anlatayım.

1436 yılında sultan II. Murad, Transilvanya’ya girdiğinde Osmanlı ordusuna esir düşen komutanlardan biri.. İsmi Georg von Ungarn… Esir düştükten sonra İstanbul’a getiriliyor ve 1458 yılına kadar İstanbul’da yaşıyor. 1458 yılında özgürlüğüne kavuşup Roma’ya döndüğünde “Türken – Tractatus (Türklere İlişkin Deneme)” isminde bir kitap yazıyor. Kitabında Türklerin hayatlarının ne kadar düzenli olduğunu,  vahşi olmadıklarını ifade etmiştir fakat yıllardır beslediği Türk düşmanlığı duygusuna yenik düşmüştür. Çünkü ona göre Türkler’deki bu olumlu özellikler Hristiyanları müslüman yapmak için oynanan şeytanın oyunlarıdır. İlk bakışta çok komik gelse de batıdaki Türk düşmanlığının boyutunu anlamak için çarpıcı bir örnek.. Adamlar insanlığımızı bile şeytanın bir hilesi olarak görüyor. Gerisini siz düşünün

Türklere Avrupa’nın bakışının nasıl olduğunu gösteren diğer bir örnek ise Viyana piskoposu Johann Fabri’nin Türkler hakkındaki sözleridir. Bakın Fabri’ye göre Türkler nasıl bir ırkmış.

”Dünyada yaş ve cinsiyet ayrımı yapmadan çocuk yaşlı herkesi kesen, hatta ana rahmindeki bebeği bile katleden Türkler kadar acımasız ve kaba bir ırk yoktur” (“Turkey, Sweden and the EU Experiences and Expectations”, Report by the Swedish Institute for European Policy Studies, Nisan 2006, s. 6)

15. yüzyılın sonunda Avrupa için Türkler çok büyük bir tehdittir. Hatta tanrının kendilerine verdiği bir cezadır. Deccalın ta kendisidir. Abarttığımı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Yüzyıllar boyunca peş peşe gelen yenilgiler, Avrupa’nın gözünde Türklerin deccal olarak algılanmasına neden olmuştur. Yüzyıllar süren tembelliklerinin tanrı tarafından Türklerle cezalandırıldığını düşünmüşlerdir ve bu düşünce Hristiyanlarda müslümanlara karşı birlik olma duygusu yaratmıştır

Türklere karşı birlik duygusuna en güzel örnek Kutsal Roma-Germen imparatoru 5. Carl’ın Papa VI. Hadrianusa yazdığı mektuptur. 1523 yılında Sessa dükü vasıtasıyla Papa’ya yolladığı mektupta Papa’dan Türklerle savaşmak için askeri yardım istemiş, Macaristan, Rodos, Napoli ve Sicilya krallıklarının Türklere karşı mutlaka korunması gerektiğini, bu amaçla Papa’nın donanmasıyla İspanya donanmasının birlik olması gerektiğini ifade etmiştir. Papa VI. Hadrianus ise kralın teklifine şöyle cevap vermiştir :

”Hristiyan dünyasının Türklerle beraberce mücadele edebilmesi ve Hristiyan prenslikleri arasında bir barış anlaşması imzalanması için her şeyi yapacağım” (Paulino Toledo, “Osmanlı – İspanyol imparatorluklarında Dünya imparatorluğu Fikri: 16.Yüzyıl”, Pablo Maritn Asuero (ed.), İspanya – Türkiye: 16. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Rekabet ve Dostluk, İstanbul, Kitap Yayınevi, 2006, s. 15 -29)

Düşünün.. Avrupa’nın en büyük siyasi lideriyle dini lideri Türklere karşı ittifak yapıyor. Sadece bu örnek bile 16. yüzyılda Türklerin gücünü ve Avrupa’nın Türkler karşısındaki güçsüzlüğünü göstermektedir.

16. Yüzyılda Türk Düşmanlığını Nasıldı?

Bilindiği gibi 16. Yüzyıl Türk tarihinin altın çağıdır. Önce Yavuz Sultan Selim ile başlayan ardından oğlu Kanuni Sultan Süleyman’ın 46 yıllık muhteşem dönemi Türkleri dünya tarihinde bir cihan imparatorluğuna ve dünya hakimiyetine yükseltmiştir. 14. yüzyılda Balkan imparatorluğu olan Osmanlı, 200 yıl sonra Avrupa’nın en güçlü hükümdarı Şarlken’in bile karşısına çıkmaya cesaret edemediği bir imparatorluk haline gelmiştir. Eee güç artınca düşmanlığında artması çok normal… Bu nedenle 16. yüzyıl bizim Altın çağımız ise Avrupa’nın en karanlık ve Türk düşmanlığının zirve yaptığı çağdır. Bu yüzyıldaki Türk nefretine örnekler verince Türk düşmanlığının boyutunu daha net göreceksiniz.

Fransa imparatoru IV. Henry’nin başbakanlarından Maximilien de Béthune, papalık ve 15 Avrupa ülkesinin olduğu bir federasyon düşünmüştür. Federasyona sadece 2 ülkeyi dahil etmemiştir. Sizce bu ülkeler hangileridir? Biri Osmanlı diğeri Rusya. Bugün hala Avrupa birliğine kabul edilmediğimizi düşünürsek 500 yılda değişen bir şey yok diyebiliriz.

Protestanlığın kurucusu Martin Luther’e göre ise Türkler, Hristiyanların dinlerinden uzaklaştığı ve yozlaştığı için Tanrının verdiği bir cezadır.Türkleri dünyanın sonunu getirecek olan Deccalın habercisi olarak tanımlamış, Türklerin, Hristiyanlar üzerinde ilahi bir kamçı olduğunu ifade etmiştir. Luther’i diğer Avrupalılardan ayıran özelliği ise Türklerin Truvalıların torunları olduğunu söylemesidir. Ona göre Türk istilası, Truvanın intikamıdır.

Francis Bacon’a göre Türkler, zalim, aşağılık, medeniyetsiz bir millettir. Bu dönemde yazılan tiyatro eserlerinde de Türkler her zaman tanrının Hristiyanlara verdiği bir ceza olarak görülmektedir. Bu dinsel bakış açısı o kadar ileri boyuttadır ki İzlanda’da protestanlar kilisede dua ederken tanrının kendilerini Papanın kurnazlığından Türklerin barbarlığından korumasını diliyorlardı

17. Yüzyılda Türk Düşmanlığı

17. yüzyılda da Avrupa’nın Türklere bakışında değişiklik olmamıştır. Bu yüzyılda özellikle Avusturya ile büyük çekişmeler yaşandığı için İspanyollar, diğer batı milletlerine göre bir adım öndedir. Hatta çok ilginçtir. Bugün çok eleştirilen kardeş katli meselesini o dönemde eleştirenler İspanyollardır. İspanyollara göre Büyük Türk(Osmanlı Sultanı) saltanatını sağlamlaştırmak için kardeşlerini öldürmektedir.

Bu yüzyılda Türk düşmanlığına örnek olarak gösterilebilecek eserlerden biri İngiliz yazar John Barclay’nin 1631 yılında yazdığı The Mirror of Minds (Zihinlerin Aynası) isimli eseridir. Kitapta Avrupa’da yaşayan milletlerin iyi ve kötü yönleri anlatılmıştır. Barclay’a göre Fransızlar  savaşçı ve cesur bir millettir ama bir yeri fethettiklerinde aşırı kibire kapılıp doğru hareket edemezler. İtalyanlar çok samimi bir millettir ama sinsi ve kincidir. İspanyollar kaba, barbar, cahil ve kendini beğenmiştir. Tüm Avrupa milletlerini bu şekilde tanıttıktan sonra sıra Türklere geldiğinde şu tanımı yapmıştır : ”Sanatı ,bilimi ve şehirleri yok eden barbarlardır.Dinleri, kaba zihinlerini yontmaya elvermediği için cahildirler.”

Türkler hakkında aşağılayıcı örneklerin dışında Türklerin cesaretini, karakterini öven eserlerde vardır. Bu eserlerden en önemlisi Henry Blunt’a aittir.  1634 yılında İstanbul ve Doğu Akdeniz seyahatinde gördüklerini kaleme aldığı seyahatnamesinde Türkler hakkında şu yorumu yapmıştır :

“Dünyamızın güney doğusunda Türklerin yönetimi altındaki bölgelerde insanların yaşamları farklıdır. Türkler (günümüzde) yegâne modem millettir. Yeni atılımlar ve işlerde büyüktürler, onların imparatorluğu birdenbire dünyayı istilâ etmiştir.” (Gülgün Üçel Aybet – Avrupalı Seyyahların Gözünden Osmanlı Dünyası ve İnsanları (1530-1699), İstanbul, İletişim Yayınlan, 2007, s.74)

Türklerden böyle övgü dolu cümlelerle bahseden eserler olsa da sayıları azdır. Genel olarak Türk düşmanlığı ağır basmaktadır. Buna en çarpıcı örneklerden biri de İsveçtir. Papaz Erland Dryselius’un 1694’de yazdığı “Luna Turcia eller Turkeske mâne, anwijsandes lika som uti en spegel de mohametiske vanskelige regementet, fördelter uti fyra qwarter eller böcker” (Türk ayı, dört bölümden oluşan ve tehlikeli Muhammedanlann ordusuyla nasıl başa çıkılacağını anlatan kitap) adlı eserinde Türklerin Hristiyanlık için en büyük tehlike olduğu anlatılmıştır.

Viyana Bozgunu Sonrası Türk Düşmanlığındaki Değişim

1683 yılındaki Viyana yenilgisi Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biridir. Zira bu yenilgiden sonra Osmanlı bir daha asla eski gücüne kavuşamamış, dünya siyasetindeki ezici gücünü kaybetmiştir. Viyana bozgunu, Batının Türk düşmanlığının da dönüm noktasıdır. Bu tarihten sonra Türk düşmanlığı bitmemiş ama şekil değiştirmiştir. Şöyle ki Viyana’ya kadar Osmanlı güçlü bir devlet olduğu için Avrupa için siyasi tehdittir. Bu yüzden de Türk düşmanlığı barbar, vahşi, kelimeler gibi Türklerin savaşçı yönü üzerinedir. Ancak Viyana sonrası Türkler, Avrupa için siyasi bir tehditten ziyade kültürel bir tehdittir. Barbar Türk gitmiş yerine sapık, cahil Türk gelmiştir. Osmanlının kültürü ve aile yaşantısı, özellikle haremle ilgili sapık hikayeler de bu dönemde Türkleri karalamak için yazılmıştır.

18. yüzyılda Avrupa’nın Türklere bakışıyla ilgili en önemli kaynaklardan biri İngiliz yazar Lady Mary Montagu’nun ”Brief asu dem Orient” isimli eseridir. Eser, 4 cilttir. İlk cildi eşi Edward Wortley Montagu’nun 1716 yılında İngiliz büyük elçisi olarak  İstanbul’a gelip Mayıs 1718 e kadar kaldığı dönemde arkadaşlarına yazdığı mektuplardan meydana gelmektedir. Montagu, Türkiye’de kaldığı dönemde yaşadıklarını, gördüklerini arkadaşlarına anlatmıştır. Özellikle harem hakkında yazdıkları binbir gece masalları gibidir. Çünkü Osmanlı’da hareme herkes giremez hele bir İngiliz büyükelçisinin eşinin Osmanlı haremini doğru bilmesi mümkün değildir. Lady Mary’nin Harem hakkındaki yorumlarından bazıları şöyledir:

İki kattan fazla evler çok az. Hemen hepsinin de galerisi var. Otuz basamağı geçmeyen merdivenler çok geniş. İşte bütün bu anlattıklarım ev sahibinin oturduğu kısımla ilgili. Kadın­ların oturduğu kısmındaki buraya harem diyorlar bir galerisi var, odaların pencereleri buraya bakıyor. Pencere sayısı diğer kısımlardaki kadar. Renkleri ve eşyaları itibariyle bu odalar daha ferah. İkinci sıradaki pencereler çok alçak. Bu demir parmaklıklı pencereler tıpkı manastırlardaki gibi.Odaların zemininde hep İran halıları serili. Odanın bir ucunda iki ayak yüksekliğinde bir peyke var. Benim odamda iki tane. Bu peykelere sofa diyorlar. Üstünde diğer döşemelerden Odaların zemininde hep daha ağır bir halı var. Etrafında yarım ayak boyunda bir yükseklik var; üzeri evin sahibinin zevkine göre ipek kumaşlarla örtülü. (Lady Montagu – Türkiye Mektupları 1717-1718 Çeviren : Aysel Kurutluoğlu s.72)

Lady Montagu, Sadrazam Halil Paşa tarafından sarayda bir akşam yemeğine davet edilir. O güne kadar hiçbir Hristiyan kadın bir sadrazamın evine davet edilmemiştir. Bu nedenle zevkle hazırlanır. Yanına da bir Rum kızı alır ve Sadrazam’ın sarayına doğru yola çıkar. Sonrasında neler yaşanmış Montagu’dan dinleyelim

”Avlunun kapısında beni Sadrazamın eşinin haremağası karşıladı. Arabadan inmeme yardım etti, birçok odalardan geçirerek iki sıra dizilmiş zarif cariyeler arasından en sondaki odaya götürdü. Hanımefendi burada üzerinde zerdova kürkü bulunduğu halde bir mindere uzanmıştı. Beni büyük bir merasimle karşılayıp dostlarından yarım düzine kadı­na takdim etti. Kendisi elli yaşlarında ve yüzünden gayet iyi bir kadın olduğu anlaşılıyor. Evinde fazla gösteriş olmayışma şaştım. Eşyaları çok sade idi. En fazla masraf elbiseye ve hizınetçilere yapılıyordu. Hayretimin farkına varmış olacak ki; hemen sebebini, kendisinin fazla masraf edecek yaşta olmadığını, yalnız fakirlere sadaka verdiğini ve tek ıneşguliyetinin de Allah’a ibadet olduğunu söyleyerek, izah etti. Sözlerinde hiç riya yoktu. Kendisi de eşi de daima ibadet ediyorlar.(Lady Montagu – Türkiye Mektupları 1717-1718 Çeviren : Aysel Kurutluoğlu s.75-76)

 

9. Yüzyıl’da Türk Düşmanlığı ve Koyu bir Türk Düşmanı İngiliz : Gladstone

19. Yüzyılda Avrupa’nın Türk düşmanlığı kültürel bir düşmanlıktır. Artık Türkler, Avrupa’ya göre insanlığa, medeniyete karşı bir tehdittir ve eğitilmesi gerekmektedir. .Örneğin 1833 yılında Londra’da basılan bir coğrafya kitabında Türkler şöyle anlatılmıştır :

“Türkler genelde uzun boylu, güçlü ve dirençlidirler. Tembel, gaddar ve cahil bir toplulukturlar. Sigara içmeyi severler (Ingmar Karlsson. “The Turks as a Threat and Europe’s Other,” içinde Swedish Institute for European Policy Studies, Turkey Sweedenand the European Union: Experiences and Expectations (Nisan 2006, Stockholm) s.6-7)

Bu dönemin en büyük Türk düşmanlarından biri İngiliz başbakanı William  Ewart Gladstone’dir.  Tek kelimeyle ”katıksız” bir Türk düşmanıdır. Bu özelliğinden dolayı İngilizler, Gladstone için ”hayatını Hristiyanlığa adamış en büyük lider” demektedir. Hatta 1893 yılında yapılan Gladstone heykelinin açılışında “taçsız kral” olarak onurlandırılmıştır. Bu kadar yüceltilen Türk düşmanı Gladstone, Türkler hakkında şunları söylemiştir :

“Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu’da yok etmeliyiz” (Süleyman Kocabaş, Hindistan Yolu ve Petrol Uğruna Yapılanlar, Türkiye ve İngiltere, 1.b., İstanbul: Vatan Yayınları, 1985, s. 231)

19. yüzyılın diğer bir Türk düşmanı Rus yazar Dostoyevskidir. 1862 yılında yazdığı ”Ölü bir evden hatıralar” kitabında Sibirya’da bir hapishanede tanıştığı Gazin adında bir Tatardan bahsetmektedir. Gazin’i kitabında zevk için bebek öldüren, cezaevinin en güçlü ve tiksindirici bir adam olarak tanıtmaktadır. İşte o satırlar :

“Ayrıca, onun bir zamanlar sırf eğlence olsun diye, küçük çocukları kesmekten hoşlandığını da söylüyorlardı: Küçük çocuğu uygun bir yere götürüyormuş, önce korkutuyormuş çocukcağızı, işkence ediyormuş, zavallı yavrucağızı korkutmanın, dehşete düşürmenin yeterince tadını çıkardıktan sonra yavaş yavaş, hiç acele etmeden, büyük haz duyarak kesiyormuş onu…”  (Dostoyevski, Ölü Bir Evden Hatıralar, (çev.: Ergin Altay), İletişim Yay., 2. Baskı, İstanbul 2009, s.77)

Günümüzde Batının Türk Düşmanlığı 

Avrupa’nın Türk düşmanlığı bugün bile hala devam etmektedir. Onlara göre hala biz vahşi, barbar, cahil bir milletiz. Bu konuda çok çarpıcı 2 örnek göstereceğim. İşte ”medeni” Avrupa’nın Türklere bakışı:

Fotoğrafta gördüğünüz yer Avrupa’nın kültür ve sanat başkenti Viyana’daki Saint Stefan Katedrali…Ortada ayakta duran kişi bir aziz.. İsmi Aziz John of Capistrano… Kim bu adam? 1456 yılında Fatih’in Belgrad seferinde konuşmalarıyla halkı örgütleyerek Belgrad’ı kurtaran aziz. Ayaklarının altında ezdiği çıplak insan sizce kim? Tabii ki bir Türk.. Bir Osmanlı Yeniçerisi. İşte medeni Avrupa’nın başkenti Viyana’nın ortasındaki Türk nefretinin anıtı… Diğer örneğe geçelim:

Fotoğrafta gördüğünüz yer Almanya’nın Regensburg şehri… Ayakta elinde kılıcı, son derece mağrur bir şekilde duran kişi İnebahtı da Osmanlı donanmasını yakan haçlı donanmasının komutanı Don Juan. Şarlken’in gayri meşru çocuğu.. Doğduğu şehir Regensburg’a heykelini dikmişler. Sol ayağının altında ezdiği bir şey var görüyor musunuz? Sizce o ne olabilir? Ben söyleyeyim Osmanlı sadrazamının kesik başı. Tek kelimeyle rezalet. Bu heykeli biz yapsaydık söylemedikleri laf kalmazdı. Ne barbarlığımız kalırdı ne cani olduğumuz ama onlar yapınca kimseden ses çıkmıyor.

Yazı biraz uzun oldu biliyorum ama böyle bir konuyu özet bir şekilde anlatsaydım batının Türk nefretini net bir şekilde anlatamazdım. İşte Malazgirt’ten günümüze Avrupa’nın Türk düşmanlığı… Sizce de Türk’ün Türk’ten başka dostu yoktur sözü tarihi bir gerçek değil mi?

TIBBIYELİ HİKMET

 

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3381 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın