• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Prof. Dr. Kemal Arı / Rıza Nur: Bir Delinin Yazdıklarıyla, Tarih Yorumu

Bir varsayımda bulunun!

Yolda yürüyorsunuz. 
Bir anda kafanıza bir tuğla düştü.
Gözleriniz fır fır dönüyor; bir süre sonra siz farkında bile değilsiniz ama; akli dengenizi yitiriyorsunuz. Gereksiz vehimler ve korkular; bunun yanı sıra da dengesiz, ileri geri konuşmalar yapıyorsunuz…
Sizin o zamana dek bir yaşantınız vardı.
Başarılıydınız.
Çevrenizde sevilen; çalışkanlığınızla takdir edilen bir kişiliğiniz vardı. İnsanlar, o zamana dek yaptığınız onca olumlu işi bir yana bırakıyor ve delirdiğiniz, zıvanadan çıktığınız anı bir başlangıç olarak alıyor ve bu delilik haliyle söylediğiniz sözlerinizle sizin bütün bir hayatınızı itham altında bırakıyorlar. Daha da öte sizi ve sizin ileri geri ve bilinçsiz biçimde söylediğiniz bu sözlere dayanarak, kim hakkında konuşsanız, o kişileri yargılamaya çalışıyorlar… 
Böyle bir ruh halinde bulunduğunuz dönemlerdeki saçmalıklarınızdan dolayı, bütün bir yaşantınız yargılanır ve onlar üzerinden hükümler yürütülürse; bu akla, vicdana, ahlaka, insani değerlere ve adalet duygularına sığar mı?
İşte Rıza Nur için yapılanlar bundan başka bir şey değildir.
Dr. Rıza Nur, cumhuriyet tarihimizin belki de en yanlış anlaşılan, hak etmediği yere konularak, hem cumhuriyeti kötüleyenler hem de cumhuriyeti yüceltenler tarafından sömürülen bir kişidir.
Niçin?
Bakın şundan:
O zamana dek, tıp alanında, kültür konularında yaptıklarını bir yana bırakalım. Lozan’da İsmet Paşa’nın yanında, baş murahhastır. Çünkü o denli zeki bir insandır ki; çok karışık, çetrefilli konularda teknik yapısı yüksek raporlar hazırlamış; her aşamada İsmet Paşa’ya en büyük desteği vermiştir. Bu nedenle İsmet Paşa, Lozan’da barış antlaşması imzalandıktan sonra, mecliste yaptığı konuşmanın en başında, bu değerli katkıları için Rıza Nur’a teşekkür etmiştir.
Ancak sonra ne olur?
O sağlık bakanıdır. Sıtmaya karşı ülkede köklü ıslah programları uygular. Ara ara aklının gelip gittiğini görürüz… Ve 1926 İzmir Suikasti yargılamalarından sonra, iyice akıl dengesini yitirir. Bir gölgenin kendini izlediğini sanır. Her an öldürüleceği korkusu ile büyük bir vehim içinde kıvranmaktadır. Nereye gitse, ne yapsa o gölgenin kendisini izlediğini ve bir köşe başında boğazlayıvereceğini sanır. Zaman geçer; artık Türkiye’de duramaz; vehimleri o denli artmıştır ki, kendini Fransa’ya, Londra’ya atar… Ve ömrünü; aklını yitirmiş bir biçimde gurbet ellerde sürdürür ve günün birinde de ölür ve gider.
O akıl sağlığını yitirdiği bu dönemde, başka hatıraları olmak üzere pek çok kitap yazar. Hatıralar dedim; bu hatıralar aslında bir delinin anılarından öte bir şey değildir. Örnek verelim: Kendi seçim bölgesinden bir diplomat olan Yusuf Kemal Bey’e kızdığını söyler. Ancak bir türlü hırsını alacak fırsat bulamaz. Bir gün kucaklamak bahanesiyle tutar, kulağını ısırır ve koparır…
Bunları yazıyor; dikkat edin… Hatta; Rusya’ya gittikleri sırada, karısıyla kendisinin, bir handa yer bulamaması üzerine yaylı arabada kalmak zorunda kaldıklarını ve çişleri gelince, arabadan yere nasıl sinkaf ettiklerine kadar garip şeyler yazabiliyor.
O denli saçma sapan sözler onun anı olarak kaleme aldığı yapıtta yer etmektedir ki; onun bu yazdıkları Cavit Orhan Tütengil tarafından ortaya çıkarıldığında; rejim karşıtları derhal Rıza Nur’un “British Museum”da bulduğu anılarının üzerine atlamışlardır. 
Öyle ya!
Atatürk, İsmet Paşa, hatta Fevzi Çakmak ve sayısız kişiler hakkında son derece aşağılayıcı cümleler kullanmaktadır. Zaten ara ara deliliğinin geldiği noktayı gösterecek örnekler de satırlarına yansır: Der ki örneğin; kendisini yazmaya vermiştir; aylar vardır ki yıkanmamıştır; bu arada tırnakları uzamış, on santimi bulmuştur… Yine anlattığına göre, ne yazacağını bilmeden kağıt başına oturmuş; bir de bakmıştır ki, kalemini bıraktığında dünyanın en önemli opera, tiyatro ya da destanlarından birini yazmıştır!
Şimdi bu adam, bir zamanlar çok değerli işler yapmışken, işte gün geldi delirdi!
Bütün bu saçmalıklar onun değerini düşürür mü?
Bence hayır!
Pekâlâ, onun delirdikten sonra yazdıklarının bir anlamı var mı?
Bence yine hayır! Bir delinin hatıra defterini eğlenceli bulup okuyabilirsiniz; ama dedikleri şeylerin pek çoğunun gerçeklikle bir ilgisi yoktur.
Pekala, ne kalıyor geriye?
Bir deliye acımak ve; “Yazık olmuş! Keşke akıl sağlığını yitirmeseydi ve bu ülkeye daha çok hizmet edebilseydi”…
Evet, söz buraya geldi ya:
Kimilerinin şunu dediğini duyar gibiyim:
İşte İzmir Suikastı yargılamaları o kadar adaletsizdi ki; Rıza Nur, kendisinin de bu oyuna katılacağını düşünerek delirdi…
Yok, yok; öyle değil!
Onu delirten, ona çok yakın biriydi:
Karısı…
Evet, karısı; bir kadın delirtmişti onu.
Onu da başka bir sefere anlatacağım.

Prof. Dr. Kemal Arı, 09.05.2013

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
2411 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın