• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Osmanlı'da Gaza ve Gazilik
13. ve 14. yüzyıllarda Anadolu'da İslâm dinini, sûfîlik, fütüvvet ve gazâ kurallarını halka öğretmek için Türkçe yazılmış bir literatür bulmaktayız. Bunlar, kuşkusuz o zaman toplumdaki belli gereksinimlere yanıt vermek ve belli grupları aydınlatmak ve eğitmek amacını güdüyordu. 

Selçuklu  şehirlerinde, özellikle Konya'da egemen Fars dili ve edebiyatı karşısında basit bir Türkçe ile yazılmış bu gibi eserler, çoğu kasaba ve köylere yerleşmiş Türkmen halkına, bu arada ucât'ta (uclar), geniş gazî kitlelerine hitap etmekte idi. Uc toplumuna hitap eden bu didaktik eserlerin bir bölümü, sırf İslâm dininin günlük ibadet ve yaşama ait din kurallarını öğretmek amacını güdüyor (ilm-i haller), yahut ahîler için fütüvvet âdâbını anlatıyor, veyahut dervişlere tarikat esaslarını ve erkânını açıklıyordu. Bir bölümü de gazîlik kurallarını açıklayan, yahut savaş heyecanını yükselten destan nev'inden eserlerdi. Bu eserlerde bir gazîde bulunması gerekli özellikler belirtilir. Gazînin “niyeti” samimi olmalı, İslâm dini ve Müslüman halk için savaştığını unutmamalı, gazâda tama' ve riyâ olmamalı, yani hareketlerinde dinî hayır düşüncesinden uzaklaşmamalı, gazâya sırf ganimet için gitmemeli. Bu son madde, yukarıda açıkladığımız gibi gazânın dinî-ideolojik niteliğini vurgulayan temel koşuldur (Yakınlarda Batı'da bazı yazarlar, bu noktaları görmezlikten gelip, gazâ'yı sırf ganimet için haydutluk (banditry) sayma eğilimindedirler).

Türk geleneğinde savaş-eri olarak gazîde bulunması gerekli on karakter sayılır: cesaret, yılmazlık, kendine güven, güçlülük ve savaşganlık, atılganlık, dayanıklılık, yerinde metanetle durma, sabırlılık, fırsatları kollama, yoldaşına vefâ vasıflarıdır; bunlar Dede Korkut, Dânişmendnâme gibi Türk destanlarında kahramanların vasıflandırılmasında belirlenmiştir.

Osmanlı toplumunda her sınıftan dindar halk, gazâyı ciddiyetle benimsemektedir. Bursa'da Hoca İbrahim adlı bir zengin, 1476 yılında Fâtih Sultan Mehmed'in Macarlara karşı seferinde “ol gazânın savabında ben dahi bile olayın” diye 20,000 akça ile 20 süvariyi ûlufe ile tutmuş ve sefere göndermiştir.

II. Bayezid, Anadolu halkına gönderdiği bir fermanda, timar ve başka mükâfatlar vaat ederek Tuna'da Uc Beyi Bali Bey'in Lehistan'a akınına katılmaya davet etmiştir. Osmanlı sultanları son pâdişaha kadar gazî unvanını en başta tercih ettikleri bir unvan olarak kullanmışlardır.

13. yüzyılda bir yandan Haçlılara, öte yandan Mogollara karşı bir ölüm-kalım savaşı veren İslâm memleketlerinde gazâ ruhu, toplumları ayaklandırmakta idi. 13. yüzyılda bu gazâ heyecanı Memlûk sultanlığında ve Anadolu'da Türkmenler arasında doruğa erişti. Haçlı ve Mogol kıskacı arasında yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu iki İslâm memleketinde askerî rejimler hâkim oldu; Mısır ve Suriye'de Kıpçak aslından askerî bir aristokrasi, Memlûkler saltanatı ele geçirirken, Anadolu'da gazî Türkmen devletleri yükseldi ve 14. yüzyıl sonlarında bu devletçiklerin tümü, Osmanlı hânedânının şemsiyesi altında birleşti.

Genel olarak gazî, ahret için sevap kazanma amacıyla savaşan Müslüman olarak tanımlanır. Burada gazâ'nın dinî İslâmî niteliği üzerinde durulmuştur; gazî için kitalde elde edilen ganimet, dinî bir mükâfattır. Osmanlı menâkibnâmelerinde gazâ ve ganimetin (doyum) kutsallığı, helâl niteliği özellikle belirtilir. Hıristiyan Batı'da yazılan eserlerde, gazâ; kital ve yağmayı meşrû göstermeye yarayan bir araç olarak algılanmakta, böylece belli bir toplum için onun özel anlam ve fonksiyonu gözardı edilmektedir.

İslâm prensiplerine göre genellikle gazâ, farz-i kifâye'dir, yani ancak bazı koşullar yerine getirildiği takdirde yapılması gereken bir dinî ödevdir. Fakat İslâm ülkesi hayati bir tehlike altına düşerse, gazâ, emîrü'l-mü'minîn tarafından farz-i 'ayn ilân olunabilir. O zaman her Müslüman yetişkin er için gazâ zorunlu bir ödevdir, sefere gidemeyen bu ödev karşılığı hazîneye bir ödeme yapmak zorundadır. 1444'te Haçlılar, Rumeli'yi istilâ edip Varna'ya geldiklerinde ve 1686'da Osmanlı ülkesi dört bir yandan istilâya uğradığında, gazâ zorunlu sayılmış, nefîr-i âm ilân edilmiş, Müslümanlar toptan savaşa çağrılmıştır.

Kaynak: Halil İnalcık, Devlet-i Aliye I. Cilt


Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
6540 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın