• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Osmanlı İmparatorluğu'nda Sonun Başlangıcı

19.Yüzyılda Rusya’nın Avrupa politikaları üzerindeki etkisi ve artan kuvvet kazanımı çok uluslu emperyal güçler için muazzam bir tehdit halini almıştır. Fransız Devriminin de etkileri göz önüne alındığında Avusturya ve Osmanlı İmparatorlukları bu baskıyı gün geçtikçe üzerlerinde hissetmişlerdir.

III. Selim döneminde başlamış olan Sırp isyanı 1806-1812 yılları arasındaki Osmanlı-Rus savaşları sırasında oldukça kuvvetli bir destek bulmuş, Sultan II.Mahmut’un saltanatında 1812 yılında yapılan Bükreş Antlaşması ile Sırplara önemli idari ve siyasi ayrıcalıklar tanınması ile sonuçlanmıştır. Bu andan itibaren Napolyon belası ile uğraşmaya başlayan ve bölgedeki Sırp milislere yeterli desteği sağlayamayan Rusya’nın yediği baskı bu anlamda Osmanlı Devletini geçici bir süre ferahlatmayı başarmıştır.

Ancak Napolyon hesabının kapatılması ile birlikte Rusya, Balkanları yeniden kaşımaya başlayınca Sırplar bir kez daha hareketlenecek ve Osmanlı hakimiyeti Balkanlarda erimeye başlayacaktır. Rusların Büyük Çarı Aleksander’in ölümü sonrasında sancılı bir şekilde (Dekabristler isyanı) tahta çıkmayı başaran ve Aleksander’den çok daha başına buyruk ve uzIaşmasız biri olan Nikola’nın Osmanlı’ya verdiği ültimatom ve sonrasında yapılan Akkerman Sözleşmesi (1826) ile Boğdan, Eflak ve Sırbistan üzerinde koruma hakkı elde etmesi o döneme kadar ki Rusya’nın en büyük kazanımı olmuştur.

Aslında Napolyon’un yenilgisi sonrasında 1815 yılında yapılan ve Avrupa’nın önde gelen devletlerinin katıldığı Viyana Kongresi, yeni Avrupa hatta tüm Dünya dengelerinin gözden geçirildiği ve şekle sokulmaya çalışıldığı önemli bir dönüm noktası olmuştur. Kongrenin başkanı seçilen Avusturya Başbakanı Metternich, emperyal güçleri bir süre daha ayakta tutmayı başaracak önlemleri ile kongreye damga vurmuştur. Metternich, Osmanlı’nın parçalanması halinde yaratılacak etkilerin kendi ülkesini de parçalayabileceği ve Macar, Çek, Leh gibi unsurların yeni devletler kurabileceğinden endişe duymakta idi ve bu anlamda 19.yüzyıl milliyetçi akımlarına karşı en sağlam duruşu sergileyen ve siyaset üreten kişi olmuştur.

Ne var ki 1821 yılında başlayan Rum isyanları Osmanlı İmparatorluğuna o güne kadar çıkan milli isyanlar arasında en ciddi darbeyi vuracak şekilde sonuçlanacaktır. İlk isyan Eflak-Boğdan’da filizlense de Mora’da çıkan isyan 25 Mayıs 1821’de Yunan Kurtuluş Savaşının ilanı anlamını taşıyordu. Mora’da Türkler katledilince Sultan II.Mahmut’un başta Patrik Grigorius olmak üzere Anadolu’daki birçok Rum piskoposu astırmasını Ruslar çok sağlam bir koz olarak kullanacaktır. Bu isyanın Avrupa’da en ses getiren kısmı ise Osmanlı Birliklerinin Sakız Adası’nda katliam boyutunda yaptığı operasyonlar olmuştur. Kaldı ki Beethoven, Victor Hugo ve Lort Byron gibi sanatçıların eserlerinde katledilen Yunanları işlediklerini hatta Lort Byron’un bir gönüllü olarak isyana bizzat destek vermek için Mora’ya gittiğini biliyoruz. Yine aynı dönemde Avrupa’nın klasik medeniyete duyduğu hayranlık; nedenini yukarıda açıkladığımız üzere tek bir istisna Avusturya hariç Yunanlara daha bir sempati ile bakmalarını sağlamıştır da diyebiliriz.

Yeniçeriler, Mora’daki isyanı bastırmakta zorlanınca Mora ve Girit valiliklerini talep eden Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa devreye sokuldu. Aslında Sultan II.Mahmut dönemi Osmanlı’da askeri reformların sancılı bir şekilde hayata geçirildiği dönemdir. Yeniçeri Ocağı da bu isyan sırasında devamına gerek görülmeyecek kadar köhnemiş olduğu düşünülerek 1826 yılında kapatılırken, İstanbul uzun süredir alışkın olmadığı karışık manzaralara sahne oldu. Yeniçeri Ocağı’nın yerine kurulan Asakir-i Mansure-i Muhammediye Ordusunun modern savaş aletleri ile techiz edilmesi öngörüldü. Ne var ki bu tecrübesiz ordu yakın zamanda kendisini bekleyen Rus savaşlarında rakipleri ile boy ölçüşemeyecekti.

Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya bağlı Cihadiyye adı verilen Mısır Birlikleri Rum isyancılara karşı önemli başarılar elde etmeye başlayınca 1827 yılına gelindiğinde Atina yeniden denetim altına alındı. Ancak bu süreçte Rum isyancıların uzun vadede başarılı olacağını öngören İngiltere de devreye girerek Rum bağımsızlığını desteklemeye başlamıştır. 1827 yılında İngiltere ve Rusya yeni düzende kendilerine pay çıkarmayı düşünerek, yanlarına Fransa’yı da alıp Petersburg’da Yunanistan’ın Osmanlı’ya bağlı bir Prenslik haline getirilmesi ve özerk bir yapıya kavuşturulması için ortak bir girişim başlatmışlardır. Avusturya ve Prusya ise Yunan isyanını tasvip etmemiş ve bu konuyu Osmanlı’nın iç sorunu kabul etmişlerdir.

Osmanlı Devleti’ne bu süreçte vurulan en beklenmedik darbe ise 20 Ekim 1827 yılında yaşadığı Navarin bozgununda Mısır-Osmanlı ortak donanmasının yok edilmesi olmuştur. Sultan II.Mahmut’un Rum isyancılara son darbeyi vurmak için yola çıkardığı donanma Navarin’de demirli halde iken İngiliz, Fransız ve Rus donanmaları tarafından 3 saat içinde yok edildi. 57 büyük savaş gemisinin yanı sıra yaklaşık 8.000 denizci hayatını kaybetmişti. Hatta bu bozgundan Cezayir Donanması da nasibini almıştır ve bunun sonucu olarak bundan sonra Fransa’ya karşı olan savunmasında oldukça zayıf duruma düşeceklerdir. Asıl en önemli olan ise bu kritik hamle ile Mehmet Ali Paşa’nın da Osmanlı yönetimi ile ipleri koparması olmuştur. Mısır kuvvetleri İstanbul’a haber vermeksizin Mora’yı boşaltmış ve bütün kazanımlar heba olmuştur. Onların ayrılması ile yerlerini Fransız kuvvetleri almıştır. Üç devlet Navarin baskınını Osmanlı’ya karşı pişkinlikle cevaplamışlar ve amirallerine bu yönde bir emir vermediklerini söyleyerek geçiştirmişlerdir.

16 Kasım 1828’de bu üç devletin imzaladıkları Londra Protokolü sayesinde Mora ve çevresinde bağımsız bir Yunan Devletinin temelleri atıldı. Mora’yı fiilen kaybetmiş olan Osmanlı Devleti, bu protokolü kabul etmeyince 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı patlak verdi. Savaşın sebebi Osmanlı Devleti’nin Akkerman Sözleşmesini ihlal ederek Boğazları kapatması idi. Rus ordusu kısa sürede Eflak ve Boğdan’ı ele geçirdi. Osmanlı hemen hemen tüm cephelerde Rus askeri kuvvetleri karşısında aciz bir durumda kaldı ve ezildi. Osmanlı bu savaşta kendine bağlı bazı paşaların ihaneti ile de yüzleşecekti. Doğu cephesinde Erzurum’a kadar ilerleyen Ruslar Ağustos 1829’a gelindiğinde Batı’da Edirne’yi ele geçirmişlerdi. Artık İstanbul açık tehdit altındaydı. Osmanlı acil bir barış kararı ile anlaşma masasına oturmak zorunda kaldı. Edirne’de imzalanan antlaşmanın koşulları Osmanlı’da sonun başlangıcını işaret ediyordu. Artık bölgede Emperyal bir güç olarak yolun sonuna gelinmişti.

Londra Protokolü ile 3 Şubat 1830 tarihinde Yunanistan bağımsızlığını ilan etti. Balkanlarda Osmanlı’nın etkin gücünün yerini İngiliz-Rus çekişmesi almıştı. Üstüne üstlük Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın isyanı ve ordu birliklerinin Kütahya’ya kadar dayanması Osmanlı’yı çok güç durumda bıraktı. Osmanlı bundan sonra çözüm yolu olarak İngiliz politikalarına teslim oldu ve yıllarca Rus tehdidinden korunabilmek için bu öngörüler ile yönetilmek zorunda kaldı.

Umut EKER 18/01/2016

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1298 kez okundu

Yorumlar

     08/07/2016 00:32

Amerikan Emperyyalizminden başka bir emperyalizm çıkarımı yapamazsanız kusursuz bir yazı için böyle bir eleştiri yazarsınız. Osmanlı muazzam bir İmparatorluk, muazzam bir emperyal güçtür ve yüzyıllarca adaletin timsali olmuştur.
Misafir -

     08/07/2016 00:05

Ne deseydiler yani. İşinize gelince İmparatorluk, işinize gelmeyince emperyal değil mi? İmparatorluk = Empire = Imperial = emperyal.
Misafir -

Düzeltme      05/07/2016 07:42

Osmanlı emperyal bir güç değildi bu kadarını biliyorsunuz da onu mu bilmiyorsunuz
Misafir -