• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Sayfa Yönelendirme
Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Türk-Sovyet İlişkileri: Korku Politikası
I. Dünya Savaşı Versay ve Mondros gibi arkasında geniş halk yığınlarını mutsuz ve öfkeli bırakan antlaşmalarla sona ermiştir. Almanya’da İmparatorluk yıkılıp yerine Weimar Cumhuriyeti kurulmuştur. Ağır antlaşma tazminatları Almanya’da hiper enflasyon yaşanmasına neden olmuştur. Örnğin, bir ekmeğin fiyatı 375 milyar marka kadar çıkmıştr. Bu durum Almanya’da Hitler’i iktidara getirmiştir. İtalya ise I. Dünya Savaşı’ndan beklentilerini karşılayamamış ve bu süreç Benito Mussolini’nin başa geçmesiyle son bulmuştur.

Çarlık Rusyası’nın bir devrim sonucu yıkılmasıyla Rusya’da kurulan Bolşevik rejim İttifak Devletleri ile Brest-Litowsk Antlaşmasını imzalayarak I. Dünya Savaşı’ndan çekilmiştir. Ardından Rusya’da ünlü yazar Boris Pasternak’ın "Dr.Jivago" filmine de konu olan Kızıl Ordu –Beyaz Ordu kapışması başlamış ve süreç Kızıl Ordu’nun zaferiyle sona ermiştir.

Kurtuluş Savaşı sırasında TBMM Hükümeti Sovyetlerle "Düşmanımın düşmanı, benim dostumdur’’ anlayışına dayanarak siyasi ilişkiler kurmuştur. Bilindiği gibi bu dönemde her iki hükümette emperyalist devletlerle mücadele içindeydi. Ardından Türkiye 1925 yılında Sovyetler Birliği ile 20 yıl süreli bir dostluk ve barış antlaşması imzalamıştır.

II. Dünya Savaşı bütün dengeleri alt üst ederek sona ermiştir. II. Dünya Savaşı sonunda dünyanın efendisi olarak bilinen İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve Japonya gibi büyük devletler futbol deyimiyle küme düşmüşlerdir. II. Dünya Savaşı sonunda iki büyük devlet dünya siyaset sahnesine çıkmıştır. Bunlardan birisi Sovyetler Birliği diğeri de İnfared ( yalnızlık ) politikasından vazgeçen ABD’dir. Bunda kuşkusuz tüm Avrupa’nın Sovyetlerin eline geçme tehlikesi rol oynamıştır.

II.Dünya savaşı sonunda 1945 ‘te Yalta Konferansı ile dünya nüfuz bölgelerine ayrılmıştır. Böylece Türkiye Sovyetler Birliği gibi devasa bir güçle sınır koşusu olmuştur.Bu koşullar altında Türkiye 1945‘te yirmi yıllık süresi dolan Dostluk ve barış antlaşmasını yenilemek için Sovyetlerin kapısını çalmıştır. Bu konuyla ilgili olarak Türkiye’nin Moskova büyük elçisi Selim Sarper Sovyetler Birliği Dışişleri bakanı ile Molotov ile Yaptığı görüşmede Molotov:

"Biz sizlerle Brest Litowsk ve Moskova Antlaşmalarını imzaladığımızda zayıf ve güçsüzdük. Bu yüzden bu antlaşmalarda bizim aleyhimize bazı maddeler yer almıştır’’ diyerek bizden Kars ve Ardahan’ geri istemiştir. Ardından şöyle devam eder; "Bizler II.Dünya Savaşı’nda boğazların sizin elinizde olmasının bedelini çok ağır ödedik Boğazlardan gelebilecek olası bir saldırıya karşı kuvvetlerimizin önemli bir kısmını Karadeniz’de tutmak zorunda kaldık.Bu yüzden bizlere Boğazlarda üs vermelisiniz" der.

Ardından "Doğrudan bize vermeseniz bile ortak üs kurabiliriz ,kaldı ki bu durum ilk kez olmayacak. 1833 tarihli Hünkar İskelesi Antlaşmasıyla böyle bir durum yaşandı. "der. Selim Sarper Molotov’un bu tekliflerini kabul etmeyerek Türkiye’ye döner. Sovyetlerin bu teklifi Türk dış politikasında bir deprem etkisi yaratmıştır. Aynı zamanda da büyük komşumuzun aba altından değnek göstermesi Türkiye’yi çok tedirgin etmiştir.

Türkiye’nin bu tedirginliğinden ABD yararlanma yoluna gitmiştir.Çünkü Türkiye’nin düşmesi Orta Doğu petrol kaynaklarının kontrolünün Sovyetlerin eline geçmesi demekti. Bu yüzden Waşhington’da vefat eden Türkiye’nin büyük elçisi Mehmet Münir Ertegün’ün cenazesini II. Dünya Savaşı sonunda Japonya’nın teslim antlaşmasının imzalandığı ve daha sonra Türkiye’ye yaptığı ziyaretlerde 68 kuşağının hedefi olan Missouri Savaş gemisi getirmiştir.Bu aynı zamanda Sovyetler’e bir gözdağı ydı. Türkiye yalnız değildir mesajıydı.

İşte, Türkiye bu olay sonucunda Sivas Kongresi’nde kesin olarak reddettiği Amerikan Mandacılığını kabul etmiş oldu. Bu tarihten sonra Türkiye ordusundan siyasetine ve ekonomisine kadar ABD’nin güdümüne girmiştir. Bunun sonucunda Kayseri ve Eskişehir’deki uçak fabrikalarımız kapatılmış ve Türk Rönesansı olarak adlandırılan Köy Enstitüleri kapatılmıştır.

1949 yılında Waşhington’da kurulan NATO’ya girebilmek için Tuğgeneral Tahsin Yazıcı komutasında bir tugayımızı Kore’ye göndermek zorunda kaldık ve 1952’ de NATO’ya alınarak ödüllendirildik. Bu tarihten sonra milli savunmamız ABD’ye emanet edilmiştir. Bu tarihten sonra günümüze kadar Türkiye’de yaşanan bütün gelişmelerde, başta darbeler olmak üzere birincil olarak ABD’nin rolü vardır Kısaca ABD bize ölümü gösterip sıtmaya razı etmiştir. Buna da Sovyet korkusu neden olmuştur.

Yılmaz BOZKURT
Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1779 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın