• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Hazar Kağanlığı'nda Dinsel Hoşgörü

Göktürklerin en batı ucunu temsil eden Türk gruplarından olan Hazarlar, yaklaşık olarak 630 yılında Batı Göktürklerin zayıflaması sonrası ve Çin esaretine girmesine yakın bir dönemde serbestlik kazanmışlar ve böylece İtil, Yayık, Don ve Kuban nehirlerinin havzasında Hazar Kağanlığı adında bir devlet kurmuşlardır. Semender ve Belencer boyları olarak bildiğimiz ve Avarların saldırısı ile yıkılmış olan Sabarlar da bu teşkilat içinde yer alarak zamanla kuvvetli bir devlet teşkilatı oluşturmuşlardır. Sasanilere karşı Bizans İmparatorluğu ile müttefik olmaları bölgedeki önemlerini arttırmıştır.

Hazarlar, Büyük Bulgarya devletini yıktıktan sonra egemenlik sahalarını Dinyeper’e kadar genişletmişler, Kırım’ı ele geçirerek Azak denizinde tam bir egemenlik kurmuşlardır. Batıda Slavlara karşı etkinlik yürütürken Kafkaslarda İberya ve Armenia’ya saldırarak zenginliğini ve egemenliğini geliştirme çabası içine girmişlerdir. Kafkaslarda Arap etkinlikleri nedeniyle ilk kez 7.yüzyılın sonlarına doğru bu iki güçlü devlet karşı karşıya gelmişlerdir. 8.yüzyıl başlarından itibaren Emeviler ile şiddetli çarpışmalar yaşamışlardır.

Emeviler’de Hazarlara karşı gerçek başarıyı yakalayan daha sonra halife de olacak komutan Mervan b.Muhammed 737 yılında Hazar başkentine kadar girerek Hakanı ele geçirmiştir. Hazar Hakanı’nın İslamiyeti kabul etmesi şartıyla barış yapılmıştır. Bu başarıdan sonra Mervan b.Muhammed halife olmak için mücadele etmek üzere geri dönmüştür. Bunun üzerine Hazar Hakanı da kısa bir süre sonra İslamiyeti reddetmiştir. Ancak bu tarihten sonra Hazarlara İslamiyeti yaymaları için gönderilen öğretmenler sayesinde İslamiyet Hazarlar içinde hızla yayılmıştır.

Aslında Hazarlar tüm inançlara saygı göstermişlerdir. İlk olarak Hazarların birçoğunda tahmin edilebileceği gibi Türklerin geleneksel inancı olan Göktanrı inancı egemendi. Ancak Hazarlar’da, Tarihçi Mesudi’den edindiğimiz bilgilere göre Hakan Sülalesi 8.yüzyılın sonlarına doğru Musevi inancını benimsemiştir. Buna karşılık yine Hazar toplum yapısını araştıran tarihçilerin söylemlerine baktığımızda Hazar halkının içinde Museviliğe iştirak edenlerin oranının %15-30 arasında değiştiğini söyleyebiliriz.

Arap-Hazar savaşlarının en önemli sonuçlarından bir tanesi Hazarlar içindeki çoğunluğu Bulgar Türkü olan grupların bu savaş süreci ve özellikle sonunda Orta İtil boyuna giderek, daha önce yıkılmış olan Büyük Bulgarya devletinin dağılması sonucu bu bölgeye giden Bulgarlar ile birleşerek itil Bulgar Devleti’nin temellerinin atılmasıdır. İtil Bulgar Devleti’nin, tarihte oynadığı en önemli rol İslamiyet’i kabul eden ilk Türk Devleti olmasıdır. (Birçok kaynakta tarihte İslamiyet’i benimseyen ilk Türk Devletinin Karahanlılar olması, İtil Devleti’nin tam bağımsız bir yapılanma içerisinde görülmemesinden kaynaklanmaktadır. Ancak İtil Bulgarlarının, Karahanlılardan daha önce İslamiyet’i seçtikleri kesindir.)

Gerçek konumuz olan Hazarlar’a dönecek olursak, Hazarlar’ın Museviliği seçişi üzerine Arap tarihçi El-Bekri’nin “Krallık ve Yollar” adlı kitabında şöyle bir hikaye vardır:

Daha önce Şaman dininden olan Hazar kağanı önce Hıristiyanlığı seçmişti. Ancak bu dini bir türlü benimseyemiyordu. Durumu yakınlarına açınca, Kralın üst kademe bir yöneticisi krala şöyle dedi: “Ey kağanım, kutsal yazılar üç ayrı toplumun elindedir. Onlardan birer kişi çağırtıp inançlarını anlatmalarını emredin. O zaman doğru olanı seçip onun yolunda gidebilirsiniz.” Bunun üzerine kağan Hıristiyanlara haber gönderip bir piskopos istedi. Kağanın yanında, tartışma yeteneği çok üstün olan, onunla sık sık konuşan bir de Yahudi de bulunuyordu. Piskopos gelince Yahudi ona, “ Amaran’ın oğlu Musa hakkında ve ona gönderilen Tevrat hakkında görüşün nedir “ diye sordu. Piskopos buna, “ Musa bir peygamberdir ve Tevrat’ta yazılanlar da doğrudur “ diye karşılık verdi. O zaman Yahudi, krala dönüp, “ Bakın, daha şimdiden benim inancımın doğruluğunu kabullendi. Şimdi ona kendisinin neye inandığını sorun “ dedi. Kağan bu soruyu sorunca, piskopos, “ Benim inancıma göre, kurtarıcı İsa, Meryem’in oğludur, esas gerçek onun sözüdür, bize Tanrı’nın sesini yansıtan da odur “ diye yanıtladı. O zaman Yahudi Kağana dönüp, şöyle dedi: “ Onun söyledikleri benim bilmediğim şeyler. Oysa o benim dediklerimi kabul ediyor. ”

Piskopos, söylediklerini kanıtlarla desteklemeyi başaramayınca, davayı kaybetmişti. Bunun üzerine kral, huzuruna bilgili bir Müslüman çağırttı. Müslümanlar ona çok okumuş, akıllı ve iyi tartışan bir adam yolladılar. Ama krala yakın olan Yahudi, birisine para verip, Müslüman’ı yolculuğu sırasında zehirletti. Böylelikle Yahudi, kralı ikna etmeyi başarmış ve kral da Yahudi dinini kabul etmişti.

Elbette ki bu hikaye bizi tatmin edici olmamakla birlikte akıldan uzak düşünceye sahip bir kabulleniş öyküsüdür. Hazar Hakanının Museviliği benimseme amacı bir taktik-stratejiden öte bir şey değildir. Hazarlar, Museviliğe tamamen yabancı olmadıkları gibi bu bölge Bizans’ın Musevilere uyguladığı baskılardan kaçan pek çok kişiye sığınak yeri olmuştur. En önemlisi ise Hazar Devleti’nin hem Hıristiyan Doğu Roma'nın ve hem de Müslüman İslam devletinin kaçınılmaz kültürel etkilerinden koruyarak her anlamda bağımsız kalma isteği doğrultusundaki siyasal bir tercihtir. Bir yandan Emevilerin siyasetine bağlı olarak özellikle İtil boylarında Müslümanlığın yaygınlaşması ve öte yandan Hıristiyan misyonerlerin artan etkinlikleri karşısında Hazar Kağanının bu stratejiyi geliştirmesi pek doğaldır. Bu öngörülerimize rağmen Hazarların Museviliği seçmesi birçok tarihçi bakımından şaşırılacak bir olay olarak gösterilmektedir.

Yine tarihsel sürece baktığımızda 12 İsrail kabilesinden gelmeyen bir toplumun Museviliği seçmesi ilk karşılaşılan bir olay da değildir. Çünkü biz biliyoruz ki tarih boyunca var olan tüm Museviler, 12 kabileden gelen Yahudilerden müstesna olmamıştır. Roma İmparatorluğu’nda da azımsanmayacak sayıda Musevi vardı ve hatta Hıristiyanlık, Yahudilik dışında bir yol tutana kadar bu iki inanış kısa sürede olsa aynı potada değer bulmuştu. Yahudilerin seçilmiş Irk oldukları tanımlamaları Kutsal kitaplarını farklı bir manada yorumlamalarından ve bunu bir dünya siyaseti ve dünya hareketi haline getirmelerinden kaynaklıdır.

Hazar Kaganı, Museviliği seçtikten sonra da Hazar toplumunun önemli bir kısmı Göktürk İnancını devam ettirmiş ve bundan sonra Hazar Ülkesinde dinsel bir hoşgörü havası egemen olmuştur. Bu yönü itibari ile günümüze ulaşan “Hazar Barışı” deyimi bu hoşgörüyü ifade etmek için kullanılmaktadır. Bu hoşgörü ortamında Musevilik her ne kadar Hazarların resmi bir dini olarak gösterilse de Hazarların Museviliğin sancaktarlığını yapmadıkları net bir şekilde görülmekte ve kağıt üstünde siyasal bir tercih olarak kullanılmaktadır. Kaganların tahta çıkma törenlerinde eski Şaman geleneklerinden kalma yöntemleri kullanmaları da bu savımızı desteklemektedir.

Hazar Devleti 11. yüzyılın başlarındaki yıkılışına kadar dinsel anlamda halka hiçbir baskının uygulanmadığı tabiri yerindeyse bir masal ülkesi olmuştur. 10. yüzyılın başlarında Hazar başkentinde bulunan yedi yargıcın ikisinin Müslüman, ikisinin Musevi, ikisinin Hıristiyan ve bir tanesinin de Rus ve Şaman dinindekilerin davasına bakmak için seçilmiş görevliler olması bu durumu teknik olarak anlamamıza yardımcı olmaktadır.

Umut EKER 27/07/2016

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
3392 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın