• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/eglencelitarih
Türklerde Okçuluk

Türk tarihi ve geleneğinde ok ve yay hakimiyet sembolüdür. Hakan tahtında otururken elinde ok ve yay tutardı. Yay Hakanı, ok ise orduyu temsil ederdi. Bu gelenek Selçuklular döneminde halen devam ediyordu. 1040 Dandanakan Zaferini duyurmak için komşu ülkelere gönderdikleri fetihnamelerde ok ve yay tamgası bulunuyordu.

Ok ve yay dünyaya tarafımızdan tanıtılmıştır. Adriyatik’ten Çin Seddinin ötesine kadar tüm kurganlarda, ölü yanında at koşumları, silahları ve özellikle ok uçları bulunmuş, dönemleri hakkında oldukça sağlıklı fikir edinilmiştir. Antik dönemde ok uçları kemikten yapılırken, maden çağı ile birlikte bakır ve arkasından demir “temren”lere geçilmiştir. Kemik temren maliyetsiz olduğundan, hareketli ve canlı hedeflere karşı uzun süre kullanılmıştır. Bakır temrenler ise kemiklere göre çok daha etkilidir. Çok uzaktaki zırhsız hedeflerde etkili olarak kullanılmıştır. Ancak, demir çağıyla birlikte zırh teknolojisindeki gelişmeler, metal zırhları delmekte etkisiz olan bakır uçların kullanımını azaltmıştır. En etkili ok uçları demir temrenlerdir. Zırh delmede kullanılan bu uçlar, ağırlığı sebebiyle çok uzak hedeflerden ziyade, yakın mesafede kullanılır, iki ordu karşı karşıya geldiğinde zırhlı düşmana karşı etkili olurdu.

Osmanlı Sultanı IV. Murad’ın 1638 Bağdat Seferi sırasında, Babürlü Sultanı Şah Cihan’ın elçisi olarak kendisini ziyaret eden Mir Zarif’in, Sultana getirdiği hediyeler arasındaki fil kulağından yapılmış ve üzerine gergedan derisi kaplanmış bir kalkan da vardı. Elçi kalkana ok işlemediğini, çok dayanıklı olduğunu söylemiş, Sultan kalkanı uzakça bir yere astırarak kendi attığı demir temrenli ok ile delmiştir. Şah Cihan’ın gönlünü almak amacıyla kalkanın içine altın doldurtarak aynı elçiyle geri göndermiştir.

Osmanlı’nın “Çavuş oku” adını verdiği ve rütbeli askerlerin emrindekiler ile iletişimini sağlayan ıslık çalan oklar, M.Ö.209 yılında Hun Yabgusu Mete Mo-tun tarafından icat edilmiş, temrenlerine delik açılarak, fırlatıldığında delikten havanın geçmesiyle vınlaması sağlanmıştır. Ayrıca, tarih boyunca kancalı, alevli ve zehirli temrenler kullanılmıştır. Türk kültüründe o kadar önemlidir ki, yumuşak uçlu temrenler yapılarak çocukların oyunlarında kullanılması sağlanmış, bozkır hayatının güç şartlarına hazır hale getirilmeleri amaçlanmıştır. Özellikle hareket halindeki at üzerinde okçuluk çok önemlidir. Dört nala geden bir atın üzerinde yay kurmak, atın üzerinde geriye dönerek part atışı hareketli hedefleri vurmak bahadırlık meziyetlerinden sayılmıştır.


Osmanlının fetih seferlerinde okçular, özellikle süvari okçular çok özel bir yer edinmiştir. XVI. Yüzyıla kadar genelde Anadolu Türkmeni olan, XVI –XVII. yüzyıllarda ise Kırım Tatarlarından oluşan bu süvari okçu birlikleri, katıldıkları savaşlarda sonucu belirleyici oluşlardır. Bu nedenle, Osmanlı yetiştirilmelerine çok önem vermiş, ilk olarak Orhan Bey Bursa’da, Yıldırım Bayezid Gelibolu’da, Fâtih Sultan Mehmed Haliç yakınlarında, Yavuz Sultan Selim Yenibahçe’de ok meydanları yaptırmışlardır. Osmanlı Sultanları, Vezirleri ve Paşaları arasında bir çok şampiyon okçu vardır.

Uzaklık ve hedef delme dalındaki okçuluk yarışlarına katılanlara “kemankeş” denirdi. Kemankeşlerden Tozkoparan İskender 845,4 m, Arap kemankeş 741,8 m, Sübaşı Sinan 731,9 m, Havandelen 815,1 m, Kazzaz Ahmed 684,4 m, Benli Karagöz 766,2 m, Deve Kemal 795,3 m, Çullu Ferruh 807,1 m Kaptan Sinan 813,1 m, Bursalı Şela 838,8 m Solak Bali 817,7 m uzaklıkla tarihe geçmişlerdir. Topkapı Müzesindeki belgelerde; 1671’de Ok Meydanı’ndaki müsabakaları 3375 kemankeşin katıldığı yazılıdır.

         

Şenol SOYDAN
02/06/2015 – Kocaeli

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1532 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın