• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?
Ön Türklerden Oğuzlara Büyük Türk Boy Hareketleri

Henüz bir devlet teşkilatı kuramamış kavimler şeklinde bozkırlarda var olan Ön Türklerin en eski adı Çin kaynaklarından öğrendiğimiz bilgiler ışığında Ting-ling’dir. Ting-lingler Çin sınırından Hazar Denizine kadar olan coğrafyada yaşayan ve günümüz Türk boylarını oluşturan bütün kavimlerin adı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu yazıda oldukça karmaşık gibi görünen Türk boylarının çok eski devirlerden beri dönüm noktaları sayılacak hareketlerini ele alarak genel bir değerlendirme yapmaya çalışacağım. Sözkonusu dönem aralığının uzunluğu dikkate alınırsa, bilerek veya bilmeyerek atlamış olduğum bazı önemli olayların eksikliğinden dolayı affınıza sığınıyorum.

M.Ö. 3.yüzyılda Asya coğrafyasını okuduğumuzda şunu görürüz: Kuzeydoğu Mançurya’da uzun zamandan beridir Tunguzlar, Güneydoğu Mançurya’da Koreliler, Moğolistan’ın doğusunda Tung Hu’lar, Moğolistan’ın kuzeybatısında Sarmatlar, güneybatısında ise Türkistan bölgesinde batıda Baktria ve Soğd topluluklar vardır. Türkistan’ın güneydoğusunda ise Toharlar bulunmaktadır. Türkistan’ın Tarım bölgesinde irili ufaklı 26 tane şehir devleti bulunurken, bu bölgenin kuzeyinde Gien-kun (ÖnKırgız), Hugie (ÖnUygur) ve Ting-ling(ÖnTürk) kavimleri vardır. Daha doğuda ise Wu-Sun ve Yüe-Çi’ler yaşamaktadır.

Çin’in kaderini değiştiren lider olarak tanıdığımız Shi-Huang-Ti’nin M.Ö. 246 yılında tahta çıkmasının ardından bozkırlı kavimler onun seferlerinden nasibini almışlardır. Ancak Hsiung-nu olarak bilinen Hunlar, bu seferlerin ardından birleşmenin ne denli önemli olduğunu kavramışlardır. Hsiung-nu kavimleri henüz Shi-Huang-Ti döneminden önce Kuzey Çin’de bulunan beyliklerin birbirleriyle savaşmalarından faydalanarak Kuzey Çin’e yaptıkları baskıları arttırmışlardır. Hatta Chou İmparatoru veya Wei beyliği bu saldırılara karşı koyabilmek adına kuzey sınırına duvarlar ördürmüş ve Çin seddinin altyapısı bu dönemde hazırlanmıştır. Savaşçı ve hafif zırhlı birliklerden oluşan Hsiung-nu’ların başarıları karşısında Çinliler askeri yönden onları örnek almaya başlamışlardır.

Aynı zamanda Shi Hunag-Ti’nin öldüğü yıl olan M.Ö. 210 yılında ünlü Hun lideri Mete’nin (Mao-Tun) babasına karşı yaptığı ihtilalle başa geçmesi bozkırlarda yükselecek ilk büyük İmparatorluğun da başlangıcı olmuştur. Mao-Tun, bizim Öntürk olarak kabul etmediğimiz Tung-Hu, Yüe-Çi ve Wu-Sun gibi rakiplerini yendikten sonra tarım bölgesindeki 26 krallığı ve Ting-ling kavimlerini egemenliği altına almış ve böylece bütün Türk kavimlerini kendi iktidarı altında birleştirmiştir.

Bozkır kavimleri doğaları itibarıyla itaat altına alınmaktan hoşnut olmadığı ve medeniyetin vermiş olduğu zararın bilincinde oldukları için kendini uygar gibi hisseden siyasi yapılarla da zoraki geçinmek durumunda kalmışlardır. Bu yüzden Hun İmparatorluğu her ne kadar Çin ile mücadele içinde olsa da kendi bünyesindeki kavimleri de birarada tutmak istemiş ama bu yapılar Hun Devleti’nin her zayıflama belirtisinde Hun Devleti’ne karşı tepkilerini ortaya koymuşlardır. Ting-lingler de bu yapılardan biri belki de en önemlisidir. M.Ö. 71 yılından sonra Tingling, Wuhuan ve Wusunların bağımsızlıklarını kazanmalarıyla sonuçlanan saldırılarına ardından Hunlar çözülme evresine girmiş ve doğal olarak birtakım göç hareketleri başlamış ve bundan böyle Hun Devleti artık bozkıra hükmeden bir İmparatorluk olmaktan çıkmıştır. Hun tahtına çıkacak Şanyüler birbirleriyle yaptıkları çatışmalar sonucu belirlenmeye başlamış, Hun Devleti üzerndeki Çin etkisi doruk noktasına ulaşmıştır. Hun Devleti’nin siyasi dönüm noktalarından biri olan Hohanyeh ve Çiçi isimli kardeşlerin mücadelesi sonunda Hohanyeh’in Han Hanedanına bağlanma teklifini reddeden Çiçi Han, M.Ö. 54 yılında Batı’da yeni bir Hun Devleti kurmuştur. Ancak Hohanyeh’in Çinlilerle birleşmesi yüzünden devletin merkezi Kırgızların yurduna taşınmıştır. Çiçi’nin hükmettiği Hun Devleti ile birlikte birçok kavim yeniden birleşmiş olsa bile M.Ö. 36 yılında ise yaptığı savunma savaşını kaybederek yıkılmıştır. Çin’e bağlı olarak hükmünü sürdüren Doğu Hunları ise Çin’den istediklerini alamamışlar ve uzunca bir dönem Çinlilere bağlı olarak yaşamışlardır.

Çin’de hüküm süren Han Devleti’nin, M.S. 73 yılında Türkistan siyaseti yüzünden Hunlara karşı savaş ilan etmesi ve Türkistan’da birçok önemli yeri ele geçirmesi sonrasında kuzeylerinde bulunan Ting-ling kavimleri de fırsattan yararlanmışlar ve toparlanma umudu kalmayan Hunların bir kısmı daha batıya kayarak Altay Dağlarını aşıp başkentlerini Batı Türkistan’a taşımak zorunda kalmışlardır. Yüksek arabalı manasına gelen ve Türk boylarının genel bir adı olarak kullanılan Kanglılar, Amuderya (Ceyhun) ve Sirderya (Seyhun) nehirleri arasında hayat bulmuşlardır. Böylelikle Orhun ve Ötüken havzasında Hun egemenliği bitmiştir. Bundan sonra bu bölge Moğolları oluşturacak boylardan biri olan Hsien-pilerin eline geçmiştir.

Hun birliğinin bozulmasından sonra Akhunlar ve Kırmızı Hunlar olarak isimlendirilen kabileler, hem Balkaş, hem de Amu-Derya nehri civarına gelmişlerdir. Çin kaynaklarında Hua adıyla geçen bu gruplar gelmiş oldukları bölgenin yerli halkı olan İrani kavimlerin de içinde bulunduğu Eftalitler adı verilen bir federatif yapının içinde yer almışlar ve büyük bir olasılıkla bu kavimleri itaatleri altına almışlardır. 4.yüzyılın başında Batıya göç eden Hunların bir kısmı Soğdiana bölgesinde kalıp Akhunları oluştururken, İtil nehrine kadar dayanan ve Hazar Denizinin kuzeyindeki bölgeden hareketle Avrupa’ya ilerleyecek olanlar Avrupa Hunlarını oluşturmuşlardır. Avrupa Hunları, gerek Gotlar ve gerekse Romalılar ile verdikleri mücadeleler ile Avrupa Tarihine damga vurmuşlardır.

5.yüzyılın ikinci yarısında Akhunlar, Yüeçi ve ardından Kuşanların çökmesinden faydalanarak sırayla Türkistan, Maveraünnehir, Afganistan ve Kuzey Hindistan’a uzanan büyük bir devlet haline gelmişler ve bu andan itibaren İran’da hüküm süren Sasani Devleti’nin içişlerine müdahil olmaya başlamışlardır.

Hunların dağılmasından sonra istikbali Çin topraklarında arayan bir Hun kabilesi olan Tabgaçların 439 yılında Kuzey Çin’i birleştirerek Çin’de 16 krallık dönemini diye bilinen bir devri kapatmaları da Türk Tarihi açısından bir dönüm noktası niteliğindedir. Aslında Tabgaçlar süreç sonunda Çinlileşecektir ama onların gerçekleştirmiş olduğu bu hareket içinde yıktıkları devletlerden biri olan Hun Kuzey Liang Devletinin aldığı yenilgi sonrasında A-shi-na (Aşina) adında sonraki dönemlere damgasına vuracak bir kabile Cürcenlere (Juan-juanlar) sığınmştır.

Cürcenler, Hun Devleti’nin yıkılması sonrasında Ötüken ve Orhun Havzasında egemen olan Hsien-pilerin çoğunlukta olduğu federatif bir yapıdır. Daha önceki yazılarımda da söylediğim üzere Türk adının ortaya çıkmasını sağlayan Tu-chüeh halkının temsilcisi Aşina kabilesidir ve onların bağlı olduğu Cürcenler, Tabgaçlar ile İç Moğolistan’a egemen olmak için mücadele etmişlerdir. Cürcenlere katılmayan Ting-ling boylarının bir kısmı ise önce Güney Kazakistan’a inmişler ardından Hazar denizi’ne doğru göç etmeye başlamışlardır. Bunlar daha sonra Doğu Avrupa’da boy isimleriyle anılacak Ogur gruplarını oluşturmuşlardır.

Tabgaçlar, Çinlileştikten sonra sadece Wei Hanedanı adını kullanmışlardır. Bundan sonra Çinlileşmeyen grupların baskısı ile Doğu-Batı olarak ikiye bölünmüşlerdir. Çin’de Doğu Wei devletinin yıkılması ve Kuzey Chi devletinin kurulması ile başlayan süreçte Cürcenler güç kaybederken, Göktürkler güçlenmiş ve 552 yılında Aşina sülalesinden Bumin Kağan önderliğinde Cürcenleri yenerek bağımsızlıklarını kazanmışlardır.

Göktürkler, Bumin öldükten sonra genişleme etkinliklerine ve çevre kabileleri egemenlik içerisine alma çabasına girişmişler, öncelikle daha önce bağlı oldukları Cürcenlerin egemenliğine son vermişler ardından doğu ve batıda iki koldan genişleyerek Kitan, Kırgız ve Tuyühunları mağlup etmişler, sonuç olarak Töles ile Onogur boylarını itaat altına almışlardır. Göktürklerin, Batı Türkistan şehirlerini fethetmeleri sonucu ortaya geniş sınırları olan bir İmparatorluk çıkmıştır. Bu süreçte başta Mukan Kagan ve daha sonra da Batı’nın idarecisi İstemi Yabgu’nun etkinlikleri bu anlamda son derece önemlidir. Göktürklerin Türk boy hareketleri açısından son derece önemli olan bir diğer etkinlikleri ise Sasanilerle kurmuş olduğu yakın işbirliği sonucu Ak Hun Devleti’nin yıkılmış olmasıdır. Akhunların çökmesiyle bu devletin en önemi kesimini oluşturan Uar kabilesi batıya doğru kaçmış ve daha sonra kurulacak Avar Devletinin kuruluşunda yer almışlardır.

Avarların kökeni hakkında oldukça fazla söylenti olsa da bu grubun çok uluslu olduğunu ve idaresinde etkin olanın Akhunların çökmesiyle birlikte onlardan ayrılan Uar kabilesi olduğunu söyleyebiliriz. Yine Göktürklerin Cürcenleri yenmesiyle birlikte onlara bağlı olan bazı kabileler de bu gruba mutlaka dahil olmuşlardır. Çünkü Cürcenlerin itaati altında en batısında birçok Ting-ling ailesi vardı. Bunlar ilk batıya göçleri sırasında Hazar denizi etrafına geldiler ve burada Uar kabileleri tarafından kontrol edilmeye başlandılar. Zaten Kafkasya, Karadeniz ve Balkanlara kadar yayılan Ogur boyları da Ting-ling kavimi mensuplarıdır. Böylece Uarlar idaresinde bölgeye gelen bu boylar soydaşlarıyla karşılaşmış oldular. 557 yılında Sabirleri parçalayarak 558 yılında Güney-Rusya düzlüklerinde gözüken Avarlar, Bizans İmparatorluğu ile temasa geçmişler ve onların müttefiki olmuşlardır. 560 yılında Avarlar Dinyeper-Dinyester arasındaki bölgeye egemen olan Avarlar, Bayan Kagan önderliğinde 561 yılında Pannonia bölgesine gelmişler, İmparator Justinianos’dan Tuna bölgesine yerleşmek için izin isteseler de bu kabul görmeyince daha batıya ilerlemişler ve daha önce Avrupa Hunlarının üstlenmiş olduğu rolü benimsemişlerdir.

630 yılında Doğu Göktürklerin Çinlileri etkisiyle yıkılmasından sonra batıda Karluk boylarının da isyan etmesi ile birlikte Batı Göktürkler de duraklama dönemine girmişler, bu süreçte Tou-Lu ve Nu-Shih-Pi adında 2 ana ve toplam 10 kola ayrılan yeni bir boy sistemi meydana getirmiştir. Bu boy sistemi Türgiş (Türgeş) adını alacak ve Oğuzların alt yapısını oluşturacaktır. Batı Göktürkleri, Çin ve Uygurların baskıları sonucu 659 yılında çökerken, işgal edilen bölgelerde bulunan halkın büyük bir çoğunluğu ve Uygur, Karluk boyları Çin egemenliğini kabul etse de birçok Türk boyu da batıya doğru göç etmiştir. Bu süreçte Türgişler’in bir kısmı Issık gölü civarına göç ederken diğerleri de Beşbalık bölgesine yerleşmişlerdir. Büyük bir Oğuz kütlesi daha bu zamanda Hazar ve Aral gölü arasındaki havzada hayat bulmuşlardır. Batı Göktürklerin zayıflaması ve Çin esaretine girmesinin en keskin etkilerinden biri de Hazar Türklerinin serbestlik kazanması olmuştur. Böylece İtil, Yayık, Don ve Kuban nehirlerinin havzasında yaklaşık 630 yılında kurulan Hazar Kağanlığı adlı teşkilatın en önemli unsurları olmuşlardır. Ancak Göktürklerin Çin esareti çok uzun sürmemiş ve 682 yılında Kutlug (İlteriş) önderliğinde Doğu Göktürk Devletinin devamı niteliğinde 2.Göktürk Devleti’ni kurmuşlardır. Kurucu önderin adını alan bu devlete Kutluk Devleti de denmektedir.

Göktürkler, 696-698 yılları arasında Çinliler ile işbirliği halindeki Kırgız ve Türgişleri (Onoklar) yenmiş, ancak Türgişlerin önderi Su-lu Kagan (veya Yabgu) Balkaş ve Issık gölleri arasında özerk bir statü kazanmıştır. Göktürkler, Vezir Tonyukuk, Bilge Kagan ve kardeşi Kültegin gibi isimlerin kahramanlaştığı dönemlerde gücünün doruğuna çıkmıştır. Ama bu isimlerin ölümleri sonrası, Basmıl, Karluk ve Uygurların birleşerek idareyi ele geçirmek için harekete geçmeleri sonucu Göktürk Devleti yıkılmış ve 745 yılında Ötüken merkezli Uygur Devleti kurulmuştur. Bundan sonraki dönemde Karluk, Basmıl ve Uygurlar çok defa kendi aralarında savaşmış bu savaşlar sonucunda Basmıl ve Karluklar’ın bir kısmı Uygurlarca itaat altına alınırken bir kısmı da dağılmıştır. Uygur Devleti’nde 747 yılında Moyen-Çor’un başa geçmesiyle birlikte Dokuz Oğuz, Karluk, Türgiş, Basmil gibi boylar Uygur egemenliğine girmişlerdir.

751 yılında Talas savaşında Çinliler, Abbasilere yenilince, Moyen-Çor ilgisini Çinlilerin iç mücadelelerine kaydırmış ve Çin’e otorite bakımından egemen olma düşüncesinde olmuştur. Talas savaşından sonra Çin’in Batı Türkistan’dan elini çekmesi kuzeyde yaşayan boylar için avantaj olmuştur. 766 yılında bağımsızlığını ilan eden ve Balasagun’u başkent yapan Karluklar, Issık Gölü ve Tanrı Dağları arasındaki bölgeyi ellerinde tutmuşlardır. Kaşgar kentini de alan Karluklar, Oğuzlar ile işbirliği yapıp bir başka Türk boyu Peçenekleri yenerek onların daha batıya göçlerinde neden olmuşlardır. Karlukların siyasi nüfuzu artmış ve Seyhun nehri ile Balkaş gölü havzasında kurulan Karahanlı Devleti’nin temelini meydana getirmişlerdir. Karlukların batısında bulunan Oğuzlar’ın da bu dönemde siyasi birlik meydana getirme yolunda adımlar attıkları görülmektedir ve bu iki boy birbirleriyle sık sık mücadele etmişlerdir. Bu dönem batıya göç eden Peçeneklerden arta kalan kesiminin Oğuzlar’ın yanında kaldığı da bilinmektedir. 9.yüzyıl ile birlikte Oğuzlar varlıklarını daha geniş bir alana yaymışlardır. Aral gölü çevresi ve Hazarlara kadar olan bölgede bulunan Oğuzlar’ın ağırlıklı yayıldığı bölge Sir Derya (Seyhun) ırmağı çevresinde kurdukları yerleşim yerleridir. Oğuzlar Maveraünnehir bölgesine yayılmak istemişlerse de Abbasiler tarafından şiddetle karşılanmışlardır.

Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında hüküm süren Fars kaynaklı Samani emiri İsmail b.Ahmet’in 892-893 yılları arasındaki etkinlikleri sonucu yenilen Oğuzlardan Uz adını alan bir grup, Hazar Kağanlığı ile Peçeneklere saldırmak koşuluyla anlaşma yapmış ve ilgisini Karadeniz’in kuzeyine taşımıştır. 10.yüzyıl başında Oğuzlar, Oğuz Yabgu adında Yenikent merkezli bir devlet kurmuşlar ve bu devlete bağlı Oğuz boylarının Karadağlar’dan Hazar Denizi’ne kadar geniş bir arazide yayılmışlardır. Ancak Karahanlı Devletinin güçlenmesi ve kuzey ve batı yönlerinde genişlemesi, Oğuz Yabgu Devletine bağlı boyların bazılarının Karahanlı egemenliğine girmesine, bazılarının ise daha batıya çekilmesine neden olmuştur.

Oğuz Yabgu Devletinde Ordu komutanı olan Selçuk, nüfuzunu arttırdıktan sonra Cend havalisine gelmiş ve burada kendi müstakil beyliğini kurarak, İslam dinini kabul etmiştir. Oğuz Yabgu Devleti ise 1000 yılından sonra yıkılmış ve Selçuk Bey, bu devletin bakiyesi üzerine siyasi yapısını inşa etmeye çalışmıştır. Böylece ilerde kurulacak Selçuklu Devleti’nin temelleri atılmış ve dağınık halde yaşayan Oğuz boyları Selçuklu Devleti teşkilatı altında toplanmaya başlamıştır.

Umut EKER 16/12/2016

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv     
1495 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın