• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/eglencelitarih
ABD'nin Irak'ı İşgali

Saddam Hüseyin’in önderliği altında Sosyalist bir rejim olan Baas Partisi iktidarında hüküm sürülmekte olan Irak’ın kaderi; 2001 yılındaki “ikiz kuleler” veya “11 Eylül saldırısı” olarak literatüre geçen El-Kaide örgütünün gerçekleştirdiği New York’taki terör eylemi sonrasında değişmiştir. ABD, bu eylemin ardından yeni bir Ortadoğu stratejisini fiili olarak devreye sokmuştur. Dönemin ABD Başkanı George Bush, bu kapsamda tıpkı İran ve Kuzey Kore gibi şer ekseni içinde olduğunu ve kitle imha silahları nedeniyle suçladığı Irak hükümetinin yıkılması gereğini ortaya koymaya başlamıştır.

Yazımızın konusuna girmeden önce şunu söylemeliyim ki Arap ülkelerinde etkili olmaya çalışan Baas iktidarları aslında Arap ulusunun tek bir sosyalist devlette birleştirilmesini amaçlayan bir düşünce yapısına sahiptirler. Arap dünyasında birlik, özgürlük ve sosyalizmi temin etmek amacına sahip olan bu yapı, bölgede sömürgeci etkinliklerini sürdürme heveslisi olan emperyal yapıların emellerine aykırı ettikleri veya yeni bir siyasi teorinin ortaya koyulması süreçlerinde şiddetle karşılık görmektedirler. Şunu da söylemeliyiz ki her ne kadar sosyalist bir rejim olsa bile ABD başta olmak üzere emperyal yapılar Baas rejimi içine sızmış olmakla birlikte bu rejimleri idari anlamda hataya sürükleme gayeleri ile hareket etmektedirler. Yazıyı ele aldığımız şu dönemde yine bir Baas iktidarı olan ve Suriye’deki Beşar Esad yönetimindeki idare Suriye parçalanmak suretiyle can çekişmektedir. En önemli nedenlerinden birisi de Baas iktidarlarına karşı emperyal güçlerin egemenliğini tescil etme yararına dayanan Genişletilmiş Ortadoğu Projesi bu anlamda devreye sokulmuş ve gerek Arap ülkeleri, gerek Kürt hareketi temsilcileri ve gerekse Türkiye’deki siyasi çevrelerden destek bulma arayışlarına girişilmiştir.

ABD, El-Kaide’nin gerçekleştirdiği terör eylemleri ve Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahlarını bahane sayarak yeni Ortadoğu stratejisini devreye sokabilmek için fırsat aramıştır. 2002 yılında Irak’a giren CIA ekibi gerçekleştirecekleri işgal etkinliği öncesinde çeşitli hazırlıklar yapmışlar, çeşitli bölgelerde keşifler gerçekleştirmenin yanı sıra olası bir direnişe karşı Iraklı komutanlar ile işbirliği içinde olmak için çalışmalar yapmışlardır. Bunun yanı sıra Irak’ın toprak bütünlüğünü bozmak suretiyle zayıflatacak en önemli gelişme olarak Kürt Peşmergeleri örgütlenmiş ve Kürt önderlerine olası bir bölünme sonrası kuracakları siyasi yapının destekçisi olacakları sözünü vermişlerdir.

ABD’nin işgal gerekçesinin ana kaynağı Irak’ın sahip olduğu kitle imha silahları olmasına rağmen ve bu iddia Birleşmiş Milletler Komisyonu tarafından kanıtlanamamıştır. Ancak ABD’nin işgal gerekçeleri için, El-Kaide militanlarına destek verilmesi, insan haklarını suistimal edilmesi ve ülkede antidemokratik bir yönetimin varlığı gibi nedenler gündeme sokulmuştur. Öyle ki ABD’li yetkililer işgal sonrası Irak’ta demokrasinin yaygınlaştırılacağı vaadinde bulunmuşlardır. Ayrıca ABD yetkililerince yalanlanmasına karşılık, Irak’ın petrol rezervlerinin büyüklüğünün işgal kararında büyük etkisi olduğu görmezden gelinemeyecek bir gerçektir.

ABD, İngiltere ile birlikte 2003 yılında başlattığı Irak’ın işgali operasyonu öncesi ortaya koymuş olduğu gerekçelerle işgalin meşru gerekçelerini ortaya koymuş ve kırk ülkenin desteğini arkasına almıştır. İşgalin belirlenen amaçları; Baas rejimini bitirmek, kitle imha silahlarına ulaşmak, bölgedeki terörist grupları tasfiye, petrol altyapısını güvenceye almak, Irak'ı Ortadoğu ülkelerine model yapmak gibi bir dizi eylemler olmuştur. Irak’ın işgaline destek veren ülkeler Koalisyon güçlerini oluşturmuş, bunun yanında NATO’ya bağlı olan ve merkezi Kabil’de bulunan ISAF (Uluslar arası Güvenlik Destek Gücü) birlikleri işgalde görev almışlardır.

20 Mart 2003 tarihinde başlayan işgal harekatının adı “Irak Özgürleştirme Operasyonu” olmuştur. Peşmerge güçlerinin desteğiyle ciddi bir direniş ile karşılaşmadan ilerleyen Koalisyon güçleri kısa bir sürede Irak hükümetini düşürmeyi başarmışlar ve Irak Ordusunu çökertmişlerdir. 9 Nisan 2003 tarihinde Bağdat’a giren ABD kuvvetleri, Saddam Hüseyin Rejimini devirmiş oldular. Bundan sonra Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin kaçmış, oğulları ise Temmuz ayı içinde Musul’da Amerikan kuvvetlerince öldürülmüşlerdir. Saddam Hüseyin ise Aralık ayı içinde doğmuş olduğu memleket olan Tikrit yakınlarında bir köy evinde yakalanarak esir olmuştur.

Saddam Hüseyin, yakalandıktan sonra Irak yönetimine teslim edilmiş olsa da yönetim fiilen ABD’nin elinde olduğundan tüm esaret süreci ve yargılanması ABD’nin denetiminde gerçekleşmiştir. Irak’ın yeniden yapılandırılması etkinlikleri bir yandan gerçekleştirilirken Kurban Bayramı’nın ilk gününe denk gelen 30 Aralık 2006 tarihinde Saddam Hüseyin idam edilerek infaz edilmiştir.

ABD, işgal süreci içinde Irak’ta asayişi sağlayamamıştır. Baas rejimi çeşitli unsurları kendi bünyesinden dengede tutarken, yani antidemokratik bir yönetim ideale yakın bir denge politikasını yürütmekte muktedir iken, demokratik idarenin savunucusu koalisyon güçlerinin yapılandırması altında Irak’ta bir kaos meydana getirilmiştir. Bazı tarikat grupları ve çeşitli silahlı örgütlerden oluşan direnişçiler, Koalisyon güçlerine karşı asimetrik bir savaş başlatmışlardır. Bugün gördüğümüz üzere Müslümanlar arasındaki fitne ve ayrılık hadiseleri kaşınmak suretiyle mezhep çatışmaları çıkarmak bahsi en kullanılabilir çatışma aracı olarak kullanılabileceği gerçeği Irak’ta devreye sokulmuş ve Şii-Sünni çatışmaları başlamıştır. ABD Başkanı Bush bu konuda sorumluluğu İran’a yüklemiş ve çatışmaların kaynağı olarak göstermeye çaba göstermiştir. 2007 yılına kadar devam eden çatışmalarda bir milyona yakın sivil hayatını kaybetmiştir. İki milyondan fazla Irak yurttaşı komşu ülkelere sığınma mecburiyetinde kalırlarken, Irak nüfusunun 1/6’sı yer değiştirmiştir.

2007 yılından sonra ABD, Irak’ta denetimi sağlamlaştıracak yeni Irak stratejisini devreye sokarken, buradaki asker sayısını arttırma yoluna gitmiştir. 2008 yılından sonra ise ABD’nin bölgeden çekilmesi ve denetimi devredeceği Irak Hükümeti arasında görüşmeler başlamıştır. Irak ile ABD arasında imzalanan SOFA Antlaşması ile ABD muharip güçlerinin beş yıl içinde tamamen bölgeden çekilmesi ve Irak’ın ekonomik, siyasal ve sosyal idari yapılandırılması konusunda mutabakat sağlanmıştır. Anlaşmanın maddeleri arasında, Irak mahkemelerinin, Amerikan askeri personel ve ABD ordusuna iş yapan şirketlerin çalışanlarını yargılayamayacağı, 10 yıllığına savunma ve içişleri bakanlığı gibi bazı bakanlıklar ile istihbarat gibi stratejik noktaların, ABD gözetimine bırakılacağı, ABD`nin Irak`ta özel cezaevleri olacağı, ABD'li askerlerinin, Irak'tan `terörist grupları destekleyen herhangi bir ülkeye operasyon düzenleyebileceği gibi maddeler yer almak suretiyle ABD denetimi yürürlükte kalmıştır. Bu durum çeşitli Iraklı gruplar tarafından protesto edilmiş ve direniş mücadelesinin devam etmesine olanak sağlamıştır.

2009 yılında ABD başkanı seçilen Barrack Obama, 2011 yılı içinde almış oldukları kararla Irak’tan resmen çekileceklerini açıklamış, 18 Aralık 2011 tarihinde Irak’taki ABD işgali resmen sona ermiştir. Irak Savaşının sonunda hazırlanan en kapsamlı rapor niteliği taşıyan ve İngiltere’de hazırlanan Chilcot raporuna göre Irak’ta 2003 yılında başlatılan bu askeri harekatın son seçenek olmadığı ve Saddam Hüseyin’in o dönem itibarıyla bir tehdit yaratmadığı görüşü belirtilmiştir. Obama Hükümeti Dışişleri Bakanı John Kerry de savaşın vahim bir hata olduğu açıklamasında bulunmuştur.

Irak Savaşı öncesi ve sürecinde Irak’a özgürlük ve demokrasi getireceklerini söyleyen egemen güçler kaos ve ölüm getirmişler, Irak’ı günümüzde etkisi zayıflamadan devam eden bir iç savaşın içine sokmuşlardır. Ortadoğu Coğrafyasının istedikleri doğrultuda bir yönelim içerisine girmeleri için çaba gösteren çeşitli güçler mücadele alanı olarak bu toprakları yangın yerine çevirmişlerdir. Bu süreçte siyasi anlamda mümkün olan en büyük kazancı sağlama gayesinde olan Peşmergeler ise Irak’ın kuzeyinde özerk bir konum kazanmışlar ve Bölgesel Kürt yönetimi adı altında Kuzey Irak Kürt Devleti’ni kurmuşlardır. Selefi tarikatçı grupların desteğiyle kurulan bir başka siyasi yapı ise terör etkinlikleri ile idaresine zemin oluşturan Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) olmuştur. Günümüzde Bağdat merkezli Irak idari yönetimi meşru sınırları içinde denetim sağlama kudretinde olmadığı ve ABD’nin tam anlamıyla güdümünde bir yönetim sergileme mecburiyetinde olduğu için çatışmaların durdurulması ve iç savaşın bu şartlar altında bitirilmesi de imkansız görülmektedir.

09/12/2016 - Umut EKER

Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      487 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın