• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/eglencelitarih
Çocuk Padişah Fatih

Tarihimizde saklı kalmış birçok kahraman var. Gerek kılıcıyla meşhur olsun, gerek kalemiyle meşhur olsun, gerek zekasıyla meşhur olsun vs. Gerçekten tozlu sayfaların arasında sıkışmış veya bilindiği halde kahraman değeri görmeyen birçok kahramanımız var. Tabii, televizyondakilere bakınca; nedense tarihin saklayıp koruduğu gizli kahramanlar çekici gelmiyor. Birçok kişinin küçüklük kahramanı olabilen nadir tarihi şahsiyetten bahsedeceğim size bu yazımda. Genç yaşında, tarihte kendini güzel yere nakşetmeyi başarmış bir dehadan… “Kim o?” dediğinizi duyar gibiyim. Arif Nihat Asya’nın meşhur Fetih Marşı’nı biliyorsunuzdur. Ondan bir bölümü okutayım size. Kim olduğunu daha iyi kavrayın. İşte, Arif Nihat Asya’nın kaleminden dökülenler:

“Yürü, hâlâ ne diye oyunda oynaştasın?

Fatih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!”

 

Evet, o kişi Fatih Sultan Mehmed. Tamam, kabul ediyorum; belki aranızdan bazılarının çocukluk kahramanı değil ama “Osmanlı” deyince aklınıza gelen ilk isimlerden birisidir Fatih. Ama gerçekten de, çocuklarımızın hafızasında yer alması gereken tarihi şahsiyetlerdendir Fatih. Ama ben bu yazımda, Fatih hakkında meşhur konu olan “İstanbul’un Fethi”ni yazmayacağım. Biraz farklı konulara yelken açalım diyorum. Fatih’in çocukluğu mesela? Evet, evet. Bence gayet ideal bir konu. Fatih’in çocukluğu hakkında yazıp çizeyim biraz. Kalemi kaynakların koynuna bırakma zamanı geldi sanırsam. O da kaynaklarla beraber düet yapmaya hevesli zaten. Hadi o zaman, Fatih’in çocukluk portresine bakalım…

Fatih; takvimler 30 Mart 1432’yi gösterdiği sıralar, Edirne’de doğmuştu. Künyesine baktığımızda; babasının II. Murad, annesinin; Hüma Hatun olduğunu görüyoruz. Fatih tarihini incelerken, gözüme bir iftira dikeni battı sanki. Evet, evet. Ama bu iftira Fatih’in şahsından önce annesini ilgilendiriyordu. Annesi Hüma Hatun’un Hristiyan olduğu iftirası gözümü kestirmişti adeta. Birçok tarihçinin ittifak ettiği bir iddiadır bu. Ama Bursa Mahkeme ve Nüfus Sicilleri yalan söylemez! Bursa Mahkeme ve Nüfus Sicilleri’ne gözattığımızda; Hüma Hatun’un Türkmen kızı olduğunu görüyoruz [1]. Ayrıca, Andre Clot da şöyle söylüyor:

“Fransız ya da İtalyan asıllı olduğunun söylenmesine Mehmed ses çıkarmaz, bu bilgi çok büyük bir olasılıkla yanlıştır. [2]”

Dikeni gözden çıkardığımıza göre, Fatih’in çocukluğuna doğru adımlayalım…

Fatih çocukluğunda oldukça hareketli ve ele avuca sığmayan bir kişiliğe sahip idi [3]. Fatih’in bu durumu, günümüzün “hiperaktif” diye adlandırdığımız çocuklarına ne kadar da benziyor değil mi? Fatih, ilk önceleri okumak ve öğrenmekten çok, harp sanatına ilgi duymuş hocalarının öğrenme konusundaki sözlerini dinlememiştir [4]. Sonrasında süregelen olayları merak ettiniz değil mi? Fatih, haylazlıklarından vazgeçmez sanıyorsanız, yanılıyorsunuz efendim. Sultan II. Murad, öyle bir hoca atıyor ki; eğer dersine çalışmazsa ve sözünü dinlemezse, Fatih’i değnekle döveceğini söylüyor. Nitekim sözünde de duruyor hocası. Fatih, önce bir güzel dayak yiyor hocasından, sonra sıkı bir talebesi oluyor. Üstüne üstlük bunla kalmıyor, bir de Kur’an-ı Kerim’i hatmediyor. Sultan II. Murad, tabii ki karşılıksız bırakmıyor bu hocanın iyiliğini. Ona paha biçilemez hediyeler gönderiyor [5]. Ah, az kalsın unutuyordum. Hocanın ismini vermemiştim değil mi? Akşemseddin diyecekseniz; çoktan ters köşe yediniz, haberiniz olsun. Fatih’in hocasının adı; Molla Gürani’ydi…

Fatih Sultan Mehmed, şehzadelik döneminde akademik bir çalışmaya girerek değerli hocalardan dinî ilimlerin dışında felsefe ve riyaziye okumuş, Arapça ve Farsça'yı öğrenmişti. Bu dönemde tarih, coğrafya ve askerlik bilgisinin yanında Latince, Yunanca ve Sırpça öğrenmişti. Fatih'in geleceğe hazırlanmasında Molla Hüsrev, Molla Gürânî, Hoca Zâde, Hızır Bey Çelebi, Ali Tûsî, Molla Zeyrek, Sinan Paşa, Molla Lütfi, Fahreddin-i Acemî ve Hoca Hayreddin gibi bilginlerin önemli hizmetleri olmuştur [6].

Fatih’in, günümüz gençlerinden bir farkı da; bolca kitap okumasıdır. Hiç öyle birden ayağa kalkmayın! İnkar etmeyin canım, kitap okuma konusunda geri olur muyduk okusak? Tabii, sözüm meclisten dışarı. Neyse, konuyu saptırmayayım da devam edeyim:

“Fatih'in en çok merak ettiği aklî (tıp, tabiî ilimler ve filozofi) ilimlerdir. Her âlim gibi naklî (şer'î) ilimleri biliyordu. Muasırı ve sarayının rumca kâtibi, İmroz adalı Kritobıüos'a göre ekseriya eski şark dillerinden ve Yunanca'dan Arapça'ya tercüme edilmiş olan felsefî kitapları okur ve yanında bulunanlarla bu bahisler üzerinde konuşur, bilhassa Peripatetik ve istoik, filosofi bahisleriyle pek ziyade uğraşırdı. [7]”

Ayrıca Fatih, Büyük İskender’in ve ilk Roma İmparatoru Jül Sezar’ın Arapça’ya çevrilmiş halk için hazırlanmış hikayelerini okuyordu [8]. Halk için hazırlanmış hikayeler deyince, Osmanlı’nın da okumaya önem verdiğini farketmişsinizdir umarım. Gerçekten yabancı kaynakların, halk için hazırlanması da, ayrı güzel faaliyet. Neyse, konumuz: Fatih’in çocukluğu. Çok fazla sınırdışı olmayayım konudan.

Sultan II. Murad, Fatih henüz 12 yaşındayken tahtı ona bırakmıştır. Tabii, Osmanlı tarihinde bir ilk yaşanıyordu. Şaşkınlık oluşturması normaldi çevrede. Deneyimsiz bir çocuğun padişah olması, Osmanlılarla çatışma halinde olan devletleri umutlandırdı [9]. Maamafih Mehmed'in pek genç olmasına kendisine şiddetli bir endîşe duyurmaktan geri kalmıyordu. Şehzâde'nin tecrübesizlikten dolayı düşebileceği hatâlara meydan vermemek için -İzladi felâketinden beri Tokat mahbeslerinde, mevkuf bulunan- Turhan'dan mâada eski vezirlerini maiyyetine verdi [10]. Haçlı ordusu 18-22 Eylül’de Tuna’yı aştı. Macarlar ile hareket eden en büyük yardımcı kuvvet Eflak beyinin gönderdiği askerlerdi. Bir Haçlı donanması Anadolu’dan kuvvet geçmesini önlemek için boğazları tutmuştu. Çandarlı ve taraftarları II. Murad’ı tekrar iş başına getirmekten başka çare olmadığını düşündüler. Bursa’ya gönderilen Kassabzâde Mahmud Bey’in ısrarları neticesinde nihayet II. Murad inzivâsını bıraktı, Edirne’ye geldi. Şehâbeddin ve Zağanos, II. Mehmed’i ordunun başına geçirmek ve babasını Edirne korumasında bırakmak istiyorlardı. Sonunda II. Murad idaresinde hareket eden Osmanlı ordusu ile Haçlı kuvvetleri Varna’da karşılaştı ve Haçlı kuvvetleri yenildi [11]. Ve böylece Fatih’in ilk taht macerası bitmiş oldu. Fatih’in çocukluk defterinden bazı bölümler sunmak istiyorum size. Fatih’in çocukluk defterinden kareler, işte karşınızda!





Furkan UZEL

Dipnotlar:

[1] Bursa Mahkeme Sicilleri, 31, 201 ve 204 sayılı defterlerin ilgili bölümleri’nden naklen: Ahmet Anapalı, “Ne, Fatih Sultan Mehmed Hıristiyan mı?”, Yeni Akit Gazetesi, 23 Mayıs 2016.

[2] Andre Clot, Fatih Sultan Mehmet, Çeviren: Necla Işık, Milliyet Yayınları, İstanbul 1994, Sayfa 20.

[3] Yrd. Doç. Dr. Ali Kuşat, “Fatih Sultan Mehmet’in Kişiliği ve Fetihteki Rolü (Psikanalatik Bir Yaklaşım)”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 14, 2003, Sayfa 137.

[4] Yrd. Doç. Dr. Ali Kuşat, “Fatih Sultan Mehmet’in Kişiliği ve Fetihteki Rolü (Psikanalatik Bir Yaklaşım)”, Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 14, 2003, Sayfa 137.

[5] Mustafa Armağan, Fatih’in Rüyası, Timaş Yayınları, 6. Baskı, İstanbul 2014, Sayfa 147.

[6] Prof. Dr. Fahri Kayadibi, “Fatih Sultan Mehmet Döneminde Eğitim ve Bilim”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 8, 2003, Sayfa 5.

[7] Tarihi Sultan Mehmed Han Sanî, İstanbul 1328, (Tarihi Osmanî Encümeni Mecmuası Neşriyatından), Sayfa 182'den naklen: Prof. Dr. Fahri Kayadibi, “Fatih Sultan Mehmet Döneminde Eğitim ve Bilim”, İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 8, 2003, Sayfa 6.

[8] Nicolae Jorga, Fatih Sultan Mehmed, Almanca’dan Çeviren: Nilüfer Epçeli, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2016, Sayfa 16.

[9] Halil İbrahim İnal, Osmanlı Tarihi, Nokta Yayıncılık, 41. Baskı, İstanbul 2012, Sayfa 137.

[10] Joseph Von Hammer, Osmanlı Tarihi, Cilt: 2, Sayfa 217.

[11] Halil İnalcık, “Mehmed II”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Cilt: 28, Sayfa 396.

[12] Fatih’in Çocukluk Defteri, Tertipleyen: Ord. Prof. Dr. Süheyl Ünver, İstanbul 1961, Sayfa 11, 12 ve 13.




Paylaş |                      Yorum Yaz - Arşiv      1559 kez okundu

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yapmak için tıklayın