• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?

Anasayfa

Her şeyi bir yana bırakın, yalnız İsmet Paşa’nın ardından yapılan iftiralar, kor olup insanı yakmaya yeter… Yok Türkiye’nin führeriymiş; yok faşist, diktatör bir milli şefmiş; şunu yapmış da bunu yapmış da! Evet, yanlışları olabilir. O da insan. Ama yurtsever. Konuştuğunuz insan kim? Batı cephesi komutanı… “Aziz Türk Milleti” sözünü söylerken; yüreği nasıl parçalanacak gibi bir grur taşıyor, dikkat ettiniz mi? Kim, başka kim? Ankara’da, ulusal meclise ilk zafer gururunu tattıran kahraman… “Bozüyük yanıyor! Düşman binlerce...
1923-1939 arasında Türkiye’deki devlet işletmelerinin sayısı 36’dan 111’e çıkmıştır. Türkiye’de 1946’dan sonra ABD’nin liberal politikalarına ağırlık verilmesine karşın 1954’te hala Türkiye’nin sanayi kapasitesinin %32’si devlet sektörünün kontrolündedir. Sümerbank, Atatürk’ün öldüğü 1938 yılında toplam sermayesi 46.474 milyon TL (1933’te bu rakam 9.2 milyondu) değerinde fabrikalara sahiptir. 13.643 milyon TL değerinde fabrika da yapım aşamasındadır. Bütün bu fabrikalar ve diğer sanayi kuruluşları sayesinde Türkiye’de 1929-1938 arasında ağır sanayi üretimi % 152 artarken toplam sanayi üretimi % 80 artış göstermiş...
Osmanlı Devleti, 16. yüzyıldan itibaren bilimsel ve kültürel bakımdan bir hayli geri kalmış, Batı’nın yaptığı gibi bilgi üretip bu bilgi ile teknolojik gelişimini sağlayamamış; makine yapıp, fabrika kuramamıştır. Fabrika kurmak istediğinde makineleri ve o makineleri kullanacak teknik elemanları dışarıdan getirmiştir. Ancak teknik elemanlar ülkelerine döndüklerinde makineler de susmuştur. Sanayi Devrimi’yle makineli üretime (markentalizm) geçen Avrupa, ekonomik olarak her geçen gün biraz daha gelişirken Osmanlı Devleti elle üretime (manifaktur) devam ettiği için her...
Önce İzmir; derken İstanbul ve ardından da Bursa işgal edildi... Tarih, 8 Temmuz 1920 günü işgal edildi. O zamana değin, halkın kendi içinden çıkan öz kuvvetleri inatla direnmiş; Yunan Ordusu'nun durdurmaya çalışmışlardı. Albay Bekir Sami Bey ile Hacim Muhittin Çarıklı kendilerine bağlı güçlerle bölgeyi savunmaya çalışmışlardı. Ancak bunun sonuç getirmeyeceğini gördü. Büyük kıyımların önüne geçmek için, direnmekten vazgeçti ve kentin boşaltılması için çabalar harcadı...
İSKİTLER (SAKALAR): Atlı Bozkır göçebeliğinin doğuşu, atın evcilleştirilmesi, atlı bozkır devlet düzeni, iskit yayı ve okları, kuşam-giyim, kımız (kısrak sütünden içki), halıcılık (Pazırık halıları), "İskit Sanatı" denilen hayvan motifli resim geleneğinin doğuşu, altın gümüş işlemeciliği, altın giysili prens buluntuları, ölü gümme geleneği at, koşum, eşyalarla... HUNLAR (Asya ve sonra Avrupa Hunları): İskitlerdeki ilk devlet düzeninin daha geliştirilmiş düzeyi, onlu ordu düzeni (onbaşı, yüzbaşı, binbaşı, bölük, takım, tümen, kolordu), Hun çift yayı ile ıslık çalan oklar, iskit geleneklerini sürdürme, diplomatik...
Tarih boyunca Hacca gitmek için Orta Asya’dan yola çıkan hacılar, Mekke’den önce muhakkak İstanbul’a uğrar, bir kaç gün burada dinlenip, başta Eyüp Sultan olmak üzere cami ve tarihi âbideleri ziyaret eder ve sonra Mekke’ye doğru yola koyulurlardı. Türkistanlılar arasındaki bu gelenek bir atasözüne de yansımıştır: “İstanbul’nı körmegen, bu âlemge kelmegen” (ya’ni: İstanbul’u görmemiş bir kimse, henüz doğmamış sayılır!) Türkistanlı hacılar genellikle İstanbul’un Üsküdar semtinde Sultantepe diye adlanan tepede...
Osmanlı devleti çok uluslu bir imparatorluktu ve toplum düzeni DİN ESASLI bir yapı üzerine oturmuştu. Yani Osmanlı’daki MİLLET sistemi toplumu ya MÜSLÜMAN ya da GAYRİMÜSLİM olarak görmekteydi. Bu nedenle toplumda herkes dinlerine göre yaşar ve devlet de bu farklılıkları Hz.Muhammed dönemindeki MEDİNE Sözleşmesi’ndeki Yahudilere verilen ayrıcalıklar mantığından hareketle HOŞGÖRÜRDÜ. Son dönemlerde LAİKLİK kavramını sulandırmak için bir siyasetçinin “Biz Osmanlı LAİKLİĞİ istiyoruz” çarpıtmasında olduğu gibi Osmanlı...
Gustav Klutsis ile birlikte foto-montaj sanatının en önemli ustalarından biri olan Polonyalı Sanatçı Miecyslaw Szczuka (1898-1927) 1924 yılında “Kemal Paşa-Kemal’s Constructive Program” başlıklı bir afiş yapmıştır. Szczuka’nın bu afişi “Blok” adlı sanat dergisinin 1924 tarihli 5. sayısında yayımlanmıştır. [1] Szczuka, hem Polonya Komünist Partisi üyesi ve parti içindeki avangard gurubun lideri, hem de SSCB’deki Proletkult ve IZO-SSCB Eğitim Bakanlığı Güzel Sanatlar Dairesi’nin üyesidir. Kağan Güner, “Modern Türk Sanatının Doğuşu” adlı kitabında Szczuka’nın...
Türkçe ibadetin tartışıldığı, ezanın Türkçeleştirildiği, Kur’an’ın tercüme edildiği ve her alanda yobazlıkla mücadele edildiği Cumhuriyetin ilk yıllarında bir imam Türkçe namaz kıldırdığı için görevden alınmıştır desem ne dersiniz? Bir çoğunuz ”Hadi canım sen de olur mu öyle şey” diyecektir fakat Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir imam Türkçe namaz kıldırdığı için görevden alınmıştır. Günümüzde ”tek parti döneminde Allah demek yasaktı” diye zırvalayan tarih yalancıları bu olay için ne yorum yapacak merak ediyorum. Cumhuriyet’in dini yobazlıkla kararlı bir şekilde mücadele ettiği yıllarda gerçekleşen bu olay kısaca şöyledir : 19 Mart 1926 ‘da bir Ramazan günü Göztepe’de bir camide imamlık yapan...
Savaş yıllarının en önemli sorunu, bit salgınıydı. Bit ve benzeri haşerelerin büyük bir salgın hastalığa neden olmasından korkuluyordu. Haftalarca yıkanamamış askerlerin üstünde başında büyük kümeler ve zincirler halinde bitler görünüyordu. Bunun nedeni elbette su kıtlığıydı. Savaş koşullarında yeterince temizlenilemiyordu. Hem Türk hem de İtilaf Cephesinde askerlerin karşılaştığı en büyük sorunlardan biri yeterli biçimde yıkanamamaktı. Temiz su bulamamak en büyük sorundu. Türk askerleri cephe gerisinde temiz kalmış kuyulardan ve akan kır çeşmelerinden su gereksinimini karşılamaya çalışırken; İtilaf askerleri için tanker gemilerle, çok uzaklardan su getirilmekteydi. Ancak belirli...
Avrupa'da 16. yüzyılda Türk korkusu o kadar fazlaydı ki her şeyde Türkler'i görürler, hayali ve gerçek her mucizevi işaretten Türkler'i çıkarırlar, kıyametin geldiğine inanırlardı. Yaptığı araştırmalarla Avrupa'nın Osmanlı'ya bakışının çok az bildiğimiz yönlerini ortaya çıkaran çalışkan araştırmacılardan Leyla Coşan, "Kıyamet Alâmeti Olarak Türkler" isimli yeni kitabında Hristiyan dünyasının yaşadığı Türk korkusunun bu yönünü teferruatlı olarak anlatır...
Gün geçmiyor ki ülkemizde yeni bir saçma olay yaşanmasın. Her gün ayrı bir cahillikle, akıllara ziyan uygulamalarla karşı karşıyayız. Bu saçmalıkların sonuncusu geçen gün Rize’de yaşandı. Rize Belediye başkanı ”10 Numara projeler” adını verdiği meydan projelerini açıkladı. Bu projelerden biri Cumhuriyet meydanındaki Atatürk heykelinin yerine çay bardağı heykeli yapılması. Ne güzel ”10 numara” proje değil mi? Bu süper zeka ürünü projeyi kim düşünmüşse ayakta alkışlamak, alnından öpmek lazım. Hatta çay heykelinin yanına bir tane de Belediye başkanının heykeli...
Atatürk, 1913 yılı Temmuz sonlarında Fuat Bulca’ya, evliliğini tebrik etmek amacıyla hayli uzun bir mektup yazmıştır. Söz konusu mektubun bir bölümü aynen şöyledir: “Kardeşim Fuat. Mektubunu aklım. Yüce Tanrı’dan evliliğinin mutlu ve uğurlu olmasını en içten duygularımla dilerim. Yaşam kısadır. Bunu kutlamak ve taçlandırmak için insanların genellikle akla yakın gördükleri yol evliliktir. Bu genel kurala uymayanlar çok azdır. Bunlar da ana kuralın kötülüğünden değil, tam tersi bu güzel kurala uymaktan kendilerini önleyen nedenlerin tutsağı...
... 12 ...