• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Sayfa Yönelendirme
Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?

Anasayfa

Gün, henüz sökmemiş… Kocatepe’nin yalçın kayalıkları, üzerine düşen ay ışığıyla şavkıyor… Mustafa Kemal Paşa, ağır ağır kayalıkların üzerinden tepeye doğru yürüyor. Düşünceli… Kocatepe koyu, baskın bir sessizliğe teslim… Çıt çıkmıyor. Ancak, binlerce Türk askeri, siperlerinde… Topçular hazır… Eller tetikte… Günlerce süren yığınak büyük bir sessizlikle gerçekleştirilmiş. Hep geceleri yürünmüş. Atların, katırların ayaklarına, kağnıların tekerleklerine çaputlar sarılmış, ses çıkmasın diye… Şimdi siperlerin içinde askerler, sessiz mi sessiz...
Çanakkale Savaşı’nı yalnız karşılıklı güçlerin birbirlerine yönelttikleri silahlarıyla gerçekleştirdikleri muharebeler bütünü olarak yorumlayabilir miyiz? O, eğer yalnız muharebelerden oluşan bir cephe olarak ele alınırsa; emin olunuz, ondaki ruhu ve derin anlamı kavramak mümkün olmaz… Şöyle söyleyelim: Bir savaşın insani yönü nedir? Yalnız savaşan orduların ileri ve geri çekilişi olarak bakarsanız; onun içinde nefes alan, koşan, yorulan her bir erin ruh dünyasını ve karşılaştığı güçlükleri dikkate almazsınız. Bununla birlikte savaşın toplumsal ve insani boyutuna inemezsiniz… Gelibolu, küçücük bir yarımadadır… Onda kısa süre içinde yüzbinlerce kişi toplandı...
Tarihçiliği insanlara gerçekleri anlatmak yerine menfaat ve kazanç sağlamak için yapanlar gün geçmiyor ki yeni bir tarihsel yalan uydurmasın. Genelde hiçbir mantığı ve sağlam dayanakları olmayan, tamamen toplum mühendisliği amacı güden, insanların zihninde farklı algı yaratmaya çalışan uyduruk iddiaları sistemli bir şekilde sırayla servis ediyorlar. Maalesef tarih kültürü zayıf, hayatı boyunca tek bir tarih kitabı bile okumayan insanlar bu yalanları gerçek sanarak, gerçekte bir lise öğrencisinin tarih bilgisinden bile yoksun insanlara sözde ”gizli gerçekleri açıkla...
Atatürk’ü anlamak hem zor hem kolaydır. Zordur, çünkü Atatürk bir dahidir ve dâhilerin kendilerine özgü bir düşünce sistematiği, kendilerine özgü bir yaşam matematiği vardır. İşte bu dehadan doğan “özgünlük” onu anlamayı zorlaştırır. Kolaydır, çünkü Atatürk tüm ömrünü ulusuna adamış “halkçı” bir düşün ve eylem önderi olarak hep halktan biri, hep halkla iç içedir. Bu nedenle doğrudan halka yönelik söylem ve eylemleri halkın anlayacağı sadelikte, açıklıkta ve netliktedir. Doğrusu Atatürk’ü iyi anlamak için bir hayli çaba harcamak; onun hakkında çok okumak, çok araştırmak...
İnsanoğlu, toplumsal yaşama geçip devlet adı verilen teşkilatı kurduğu günden beri yolsuzluk vardır. Yolsuzluk insanlığın tarihi kadar eski ve tedavisi mümkün olmayan bir hastalıktır. Çünkü insan, doğası gereği doyumsuz ve bencildir. Her şeyden önce kendi çıkarlarımızı düşünmek moda deyimle ”fıtratımızda” var. Rüşvet ve yolsuzluk tarih boyunca yazılı kanunlarda yer almıştır. Babil’in ”Hammurabi kanunları”nda, Mısır’ın ”Anastasi papirusu”nda,Hintlerin “Arthaçastra”sında , Romalıların”12 levha kanunu”nda ve semavi dinlerin kutsal kitaplarında rüşvet ve yolsuzluk suçtur...
Kasım 1918’den itibaren Anadolu’nun ve Trakya’nın işgal edilmeye başlanması tüm vatanseverler gibi Mehmet Akif’i de derinden yaralamıştır. Akif o işgal günlerde İstanbul’da Sebilürreşad’da yayımladığı yazılarında teslimiyetçilere ve mandacılara inat halka sabır, ümit ve cesaret aşılamaya çalışmıştır. Örneğin, sansüre rağmen derginin 3 Nisan 1919 tarihli 402. sayısında yayımlanan “Bugünün Büyük Vazifesi” ve “İttihad-ı Milli” başlıklı yazılarla halka direniş çağrısı yapılmıştır. “Bugünün Büyük Vazifesi” başlıklı yazıda bugünün görevinin...
Bir anda Türkiye’yi heyecana boğan bir haber: “Yunanistan’da EOKA olarak bilinen bir cunta, 15 Temmuz 1974 günü bir darbe yaparak iktidarı ele geçirmişlerdir. Bu darbe aynı zamanda, Yunanistan’daki Rum Yönetimi başkanı Bapiskopos Makarios’a karşı yapılmıştır. Amaçları, Kıbrıs adasında Türkler’e büyük bir imha hareketi başlatarak, etnik arıtıma uğratmak, sonra da Kıbrıs adasını bütünüyle Yunanistan’a bağlamaktır”… Haber Türkiye’de bomba gibi patladı. İktidarda CHP ile Milli Selamet Partisi’nin ortaklaşa kurduğu koalisyon hükümeti vardı ve başbakan, Bülent Ecevit’ti. O zamanlar Türkiye’de televizyon pek...
Mustafa Kemal Paşa 3 Temmuz 1919'da Erzurum'a geldi. İstanbul'un ısrarla geri çağırmasına olumsuz cevap vermiş, görevden alınacağını anlayınca aynı gün Paşa da istifa etmişti (7/8 Temmuz). Artık sade bir vatandaştı. Ama bu onu etkilememişti. İstifasından sonra hem Vilâyat-ı Şarkiyye Müdafaa-i Hukuk-u Milliye Cemiyeti Erzurum şubesi, hem Erzurum halkı, hem de XV. Kolordusuyla Kazım (Karabekir) Paşa arkasındaydı. Cemiyetin Erzurum şubesi Mustafa Kemal Paşa'ya gönderdiği 10 Temmuz tarihli bir yazıyla "Paşa'nın...
24 Temmuz 1923: Lozan Barış Antlaşması'nın imzalandığı gün... 24 Temmuz 2015: Lozan Barış Antlaşması'nın tam 92. Yılı... Aradan tam 92 yıl geçmiş... 24 Temmuz 1923 tarihinde savaş yorgunu o yoksul Türkiye, bütün emperyalist dünyaya kafa tuttuğu zorlu bir savaşı kazandığının belgesini, uluslararası bir antlaşma yaparak eline almıştı. Bütün dünya onun başarısına şapka çıkarmıştı. O, güçsüz ve ezilen öteki ülkeler için umut kaynağıydı. Emperyalizm onun karşısında diz çökmüş, ezilenlerin bağımsızlık arzusu ve iradesi onun başarısıyla şahlanmıştı., Artık yeni bir dünya kuruluyordu ve bu dünyanın öncüsü, 11 milyonluk bu yoksul ülkeydi. Ulus devlet onun...
Son yıllarda Atatürk düşmanı kesimde ”Karabekircilik” modası başladı. Yıllardır Atatürk’e karşı bir kahraman yaratma ihtiyacı hissediyorlardı. Önce Vahdettin’i parlatmaya çalıştılar Atatürk’ün yanında sönük kaldı sonra Çerkez Ethem’i kullanmaya çalıştılar o da düşmana sığındığı için mağdur edebiyatından öteye geçemediler. Aradıkları kişi Atatürk gibi düşmana sığınmamış, savaş kazanmış biri olmalıydı. Bu özellikleri karşılayan kişi ise Karabekirdi. Hem düşmana sığınmamış, hem de doğuda Ermenilere karşı zafer kazanmış bir komutan...
İstanbul… Yedi tepe üzerinde, Asya ile Avrupa’nın birleştiği Doğu ve Batı ticaretinin kesiştiği, kültürlerin buluşma noktası… Doğu Roma ve Osmanlı İmparatorluğu’na yüzyıllarca başkentlik yapmış; geçmişi ve güzelliğiyle ressamlara, yazarlara, şairlere ilham veren, hayalleri süsleyen rüyalar “Şehr-i İstanbul” Bu “Şehr-i İstanbul”, Mustafa Kemal’in hayatında da önemli bir yere sahipti. O, 1899 yılında Harp Okulu öğrencisi olarak İstanbul’a gelmiş; genç bir subay olduğu günlerin güzelliklerini de sıkıntılarını da burada yaşamıştı. Mustafa Kemal, bu tarihi kenti...
İkinci Dünya Savaşı'nda Türkiye, tarafsız bir politika izleyerek, savaş dışında kalmak için çaba harcadı. Ülkede Tek Parti yönetimi vardı. İsmet Paşa Cumhurbaşkanı, Refik Saydam başbakandı. Avrupa’da çıkan ateş, dünyayı kaplamış ve gelip Türkiye’ye dayanmıştı. Atatürk öleli daha bir yıl olmuştu. Bir anda Türkiye istemese de savaşın içinde kalabilirdi. Bu nedenle savaş ekonomisi uygulama ve savaş için silah, cephane ve gıda yığınağı yapmak zorunluluğu vardı. Ülke olağanüstü günler yaşıyordu. Seferberlik ilan edildi. Ardından çok sayıda gencin askere...
1. İnönü Muharebesinden sonuç alamayan Yunan, Türklerin dinlenmesine imkan vermemek ve imhasını sağlamak için 23 Mart'ta Bursa ve Uşak olmak üzere iki koldan harekete geçti. 26 Martta İnönü'ye yaklaşan düşman, Türk ileri birlikleriyle muharebe ederek 27 Martta İnönü mevzilerine dayandı. 28 Martta şiddetli bir taarruz başladı. 28, 29 ve 30 Mart günleri dehşetli muharebeler oldu. İsmet Paşa, 30 Martta İnönü'ye yetişen takviye kuvvetleri taarruza kaldırdı ve cephenin durumu düzeldi. 31 Martta İnönü mevzilerinden düşmanın eline geçenler malzemelerle beraber geri...
... 14 ...