• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?

Anasayfa

Refik Saydam, 8 Eylül 1881'de İstanbul'da doğmuştur. Babası, İstanbul'da yağ ticareti yapan, aslen Çankırılı Ahmet Efendi'dir. Refik Saydam, mahalle mektebi, Fatih Askeri Rüştiyesi ve Kuleli Askeri Lisesi'nde okuduktan sonra 1905 yılında Askeri Tıbbiye'yi doktor yüzbaşı olarak bitirmiştir. Okul hayatından sonra Gülhane Hastanesi'nde ve çeşitli birliklerde görev almış, 1910 yılında eğitim için yurtdışına gitmiştir. Alman ordusunda staj yaparken 1912'de Balkan Savaşı'nın patlaması üzerine İstanbul'a geri dönmüştür. Bu savaş sırasında kolera hastalığını önleyici...
Mustafa Kemal Paşa 29 Ağustos 1919’da Erzurum’dan Sivas’a giderken, Diyap Ağa ve arkadaşları, Ali Galip’in topladığı ayrılıkçı Kürtlerin, Erzincan boğazında Atatürk’e zarar vermelerini engellemek için oraya gelerek Atatürk’ü korumuşlardır. Ali Galip’in, Erzincan boğazında Atatürk’e pusu kurmayı düşündüğünü öğrenen Diyarbakır 8. Kolordu Komutanı, Dersimli Binbaşı Hasan Hayri Bey’i Dersim’e göndererek Dersimli aşiretleri Atatürk’ü korumaya çağırmıştır. Hasan Hayri Bey, Elazığ’a gelip Hüseynik köyünde kayınpederinin yeğeni Karerli Mehmet Efendi’ye misafir olmuştur. İşte o Karerli Mehmet Efendi, Diyap Ağa ve arkadaşlarının, Erzincan boğazında Atatürk’e yapılacak...
Tarih boyunca din, toplumları istediği şekilde yönlendirmek, kontrol altına almak için kullanılan en büyük silah olmuştur. Diktatörler, krallar, sultanlar her zaman dini, kendi iktidarlarının meşruiyet aracı olarak görmüştür. En büyük zalimlikler, din kisvesi altında meşrulaştırılmış, saf temiz inançlı halk din ile korkutularak sindirilmiştir. Türk milleti de yüzyıllar boyunca ”iktidarlarını Allahtan aldığını” söyleyen sultanların yönetimi altında sömürülmüş, köle gibi çalıştırılmış, savaşlarda öldürülmüştür. Halk bir yandan kendisini Allahın yer yüzündeki gölgesi...
“Baba” lakabıyla takmıştı ona halk… Ve baba giyimi kuşamı, nükteleri; uzun soluklu siyaseti, demokrasi mücadelesi, barajlar krallığı, İslamköy’de iken onun için kullanılan “Sülü” lakabıylala hep halkın ilgisini çekti. Fötr şapkası ve kara güneş gözlükleri nasıl unutulabilir ki? Kuşkusuz siyaseten eleştireceği çok yanları vardı: Örneğin, yeğenlerinden Yahya Demirel’in yolsuzlukları gündeme geldiğinde; “25 yaşındaki çocukla uğraşıyorlar” demişti. Ya da İlksan yolsuzluğunda, yolsuzluk yapanlara usulsüz kredi verilmesiyle ilgili olarak; “Verdimse ben verdim, ne olacak?” diye...
Atatürk, yeni Türkiye’yi tarihten çıkarttığı derslerle biçimlendirmiştir. Türk’ün Osmanlı döneminde unutulmaya yüz tutan tarihini ve dilini yeniden arayıp bulmuş ve Türk ulus devletini, Türk tarihi ve Türk diliyle beslemiştir. Türk Tarih Tezi ve Türk Dil Tezi’nin fikir babası Atatürk’tür. Okuduğu 5000’e yakın kitabın 1000’e yakını tarihle ve dille ilgilidir. Tarih ve dille ilgili düşüncelerini yazmış, dahası dil çalışmalarına bizzat katılıp çok sayıda sözcük türetmiştir. Yazdığı “Geometri Kitabı”nda Arapça, Farsça matematik terimlerine Türkçe karşılıklar bulmuştur....
15. yüzyıl, hem Türk hem de dünya tarihi açısından önemli bir yüzyıldır. 13. yüzyılın sonlarında yıkılan Selçuklu imparatorluğu toprakları üzerinde bir uç Türkmen beyliği olarak ortaya çıkan Osmanlı beyleği yaklaşık 1 asır sonra bir balkan imparatorluğu haline gelmiştir Hristiyan batıyı ve yanı başında olan Doğu Roma imparatorluğunu tehdit eden bir güç olmuştur ve doğu ile batı arasında bir güç kavgası başlamıştır. İşte bu güç kavgasının doruk noktası İstanbul’un fethidir. Ortodoksların 1000 yıllık başkentinin bir müslüman imparator tarafından fethedilmesi...
Hep İstanbul boyutunu biliriz... Oysa, Atatürk için en görkemli cenaze töreni, 21 Kasım günü Ankara’da yapıldı. Ankara valisi Yahya Bey’di... İsmet Paşa Ankara’da bulunuyordu... Başbakan Celal Bayar apar topar İstanbul’a gitmiş, Gazi’nin cenaze törenleri ile ilgilenmekteydi. Dört bir yandan gelen yabancı devlet adamları, büyük öndere karşı son görevlerini yapmak için İstanbul’a doluşmuşlardı. Yurt dışından onları taşıyan gemilerin Türk Limanlarına yanaşmalarına ve üniformalı olarak kendi personelini indirmelerine izin veren bir kararname yayınlanmış; yine yabancı konuklar için...
Mustafa Kemal Atatürk'ün doğum tarihi hakkında pek çok fikir öne sürülmüştür. Atatürk'ün hangi tarihte doğduğu tam olarak tespit edilmemiştir. Ama en kuvvetli görüş bu tarihin 4 Ocak 1981 olduğu görüşüdür. Pek çok araştırmacı bu konuda fikir farklı öne sürmüştür. İşteo fikirlerden bir kaçı: Faik Reşit Ünat'ın yaptığı araştırma çelişkili sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Faik Reşit Ünat, Zübeyde Hanım'ın komşularıyla konuşmuş ve iki farklı sonuca ulaşmıştır: ilk sonuç Atatürk'ün bir kış gününde doğduğduğudur. İkinci sonuç ise Atatatürk'ün ilkbaharda doğduğu yönündedir. Enver Behnan Şapolyo'ya göre Atatürk'ün doğum tarihi, 23 Aralık 1880'dir. Şevket Süreyya Aydemir'e göre ise Atatürk, 4 Ocak 1881 tarihinde doğmuştur.
Atatürk'ün ilk biyografisi olan Bozkurt'un yazarı, H. C. Armstrong Osmanlı'ya karşı savaşmış ve esir düşmüş bir İngiliz istihbarat subayıydı. Mütareke dönemi, İstanbul'unda görev almış, görevi gereği pek çok Türk'ü kurşuna dizdirmişti. Bütün bunlara rağmen Bozkurt, Cumhuriyet'i ve devrimleri özümseyememiş olanlar tarafından önemli bir kaynak olarak kabul edilmiştir. Bu eseri önemli bir kaynak olarak görenler arasında en etkili olan kesim Neo Osmanlıcılardır. Osmanlı'ya sahip çıkmak, iddiasında olan bu kesimin, Bozkurt isimli eseri sahiplenmiş olması gerçekten ilginçtir. Çünkü, H. C. Armstrong eserinde Osmanlı'ya da hakaret etmekte...
Onca büyük iş başarmış büyük adamlara ölüm yakıştırılamaz. Ancak ölüm, tıpkı doğum ve yaşam gibi doğal bir durumdur. Her canlı doğar, büyür, belli bir süre yaşar ve ölür... Atatürk de öyle... O, yetim büyümüş bir çocuktu. Gün geldi beş kuruş bulamadan, genç bir delikanlı olarak İstanbul’da Harbiye’de okuduğu günlerde zaman geçirmek zorunda kaldı. Hep aklında annesi ve kız kardeşi vardı: Ne yer, ne içerler; nasıl geçinirler; ne yaparlar, ne haldedirler? Onun yakasından hastalıklar hiç bir zaman düşmedi. Daha yirmili yaşlarda böbrek rahatsızlığına uğradı. Yine Derne’de iken, ağır bir göz iltihabı nedeniyle bir gözünde hafif bir şehlalık oluştu. Zamanla ölümden dönen olaylar...
Papa Eftim, 1884 Yozgat/Akdağmadeni’nde doğdu. 21 yaşında iken ruhbanlık mesleğine girdi. 1912’de diyakos, 1915’de papaz oldu. Keskin metropolitliğine atandı. 1918’de “Fesat ve Hıyanet Ocağı” olan Fener Rum Patrikhanesinin “Megalo İdea” kökenli bölücü politikalarına karşı çıkarak Keskin’de bir miting düzenleyip Fener Patrikhanesini tanımadığını bildirdi. “Fenerin mumunu söndüreceğim” diyerek, Kayseri’de Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesini kurdu, ibadetin Türkçe yapılmasına karar verdi. Bu baş kaldırış gazetecilerin dikkatini çekmişti.Kendisini Türk dostu Papa Eftim olarak tanıtan gazetecilere “Ben Türk dostu değil,
Tarih boyunca mesleklerin en korkuncu olan cellâdlık, Osmanlı İmparatorluğu’nda resmî bir teşkilâttı. İdamlık her suç başka şekilde infaz edilir, siyasî mahkûmlar boğdurulur, katiller işkenceyle öldürülür, korsanlar çengele geçirilir, yol kesenler ise kazığa oturtulur, bazen omuzlarına ve kaba etlerine mum dikilirdi Celladlık, tarih boyunca mesleklerin en korkuncu, en ürperticisi oldu. Cellâdlardan herkes ürktü, herkes çekindi ama asırlarca işbaşında kaldılar ve sanatlarını icra ettiler. Tarihimizdeki cellâdlar hakkında çok az araştırma yapıldı, onlarla ilgili çok az şey yazıldı. Yarım asırdan daha önce bir dergide yayınlanmış olan bu yazı da işte onlardan, cellâdları konu alan tek-tük araştırmalardan biri:
19 Mayıs 1919 günü Samsun’da yeni bir “Ruh” doğdu. O gün Türk Ulusu, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde, tarih sahnesine güçlü biçimde adım attı. Mustafa Kemal Paşa, o muhteşem yolculuğun önderi olarak Samsun’da Anadolu topraklarına ayak bastığında tek şey düşünüyordu: Artık bu noktada, ne Saray’dan ne de hükümetten bir çare beklemenin anlamı yoktur. Tek dayanacak güç vardır, o da ulusun kendisidir... Ulus... Yani Türk Ulusu... O şimdi perişan bir durumdadır. Ardı ardına savaşlar nedeniyle millet, bütün varını yoğunu seferber etmiştir. Onca savaşlarda kırılmış...
... 15 ...