• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • https://www.facebook.com/eglencelitarih?ref=bookmarks
  • https://plus.google.com/+Eglencelitarihtarih
  • https://twitter.com/Eglenceli_Tarih









Sayfa Yönelendirme
Anket
eglencelitarih.com'u arkadaşlarınıza da önerir misiniz?

Kurtuluş Savaşı Mustafa Kemal Samsun'a Çıkmadan Önce mi Başladı?

Kurtuluş Savaşı Mustafa Kemal Samsun'a Çıkmadan Önce mi Başladı?

Kurtuluş savaşında Atatürk'ün rolünü küçültmek isteyenlerin sürekli tekrarlayıp durduğu klişe bir slogan vardır. ''Kurtuluş savaşı Atatürk Samsun'a gitmeden önce başlamıştı''. Buna kanıt olarak ise işgallere karşı ilk yerel direnişleri ve düzenlenen yerel kongreleri örnek gösterirler. Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum. Yerel direniş ile milli direniş aynı şeyler değildir. Kurtuluş savaşı derken kurtuluş kelimesi neyi ifade eder?  Neden 1. Dünya savaşı sonrasındaki mücadeleye ''kurtuluş savaşı'' ''milli mücadele'' ''Bağımsızlık savaşı'' diyoruz? Kavramların manaları üzerinde düşünme zahmetinde bulunmayan ahmaklar işine geldiği gibi ''Kurtuluş savaşını Atatürk başlatmadı'' diyor fakat neden kurtuluş savaşı diyoruz diye sorsanız verebileceği mantıklı bir cevap yok.


Yerel direniş ve milli direniş farklı kavramlardır demiştim. Neden farklıdır bu sorunun cevabına geçelim. Yerel direniş insanların yaşadığı bölgede, kendi evini, ailesini, eşini, çocuğunu savunmasıdır. Yerel direniş kavramında ne bağımsızlık, ne de düşmanla topyekün savaş vardır. Sadece insanların evini, ailesini korumaya yönelik mücadelesidir. Milli mücadele ise tüm bu yerel direnişlerin tek çatı altında toplanarak bağımsızlık için savaşılmasıdır. İşte bu yüzden kurtuluş savaşındaki ''kurtuluş'' kelimesi vatanın kurtuluşunu ifade eder. Eğer bu ayrımı bilmiyorsanız Hatay Dörtyol'daki ilk direnişi gerçekleştiren ''Karakeseli Mehmet Çavuş kurtuluş savaşını başlattı'' gibi saçmasapan cümleler kurabilirsiniz. Bu saçma cümleyi kuranlara şu soruyu sorun. Mehmet Çavuş Fransızlara karşı ilk kurşunu sıktığında evini mi savunuyordu yoksa tüm Anadolu'yu mu? Sadece bu soruyu sormak bile yobazın ipe sapa gelmez tezini çürütmeye yeter.

Mondros mütarekesinden sonra İngilizler, Anadolu'nun Doğu ve Güneydoğu bölgesinde, Fransızlar ise Güney bölgesinde ilk işgallere başlamıştır.  İşgale karşı ilk direniş ise 19 Aralık 1918'de Hatay Dörtyol'da Fransızlara karşı gerçekleştirilmiştir. Bu ilk direniş dışında Doğüda ve güneyde küçük çapta yerel direnişler olmuştur fakat İzmir'in işgaline kadar Batıda herhangi bir ciddi yerel direniş olmamıştır. Kurtuluş savaşının gerçek manada başlaması İzmir'in işgali sonrasıdır. Çünkü hem İzmir gibi büyük bir şehrin işgal edilmesi hem de işgali yüzyıllardır Osmanlı tebaası olan Yunanlılar tarafından gerçekleştirilmesi halkta işgallere karşı büyük bir tepki yaratmıştır. Direnişin tüm Anadolu'ya yayılması İzmir'in işgali sonrasıdır. Bu açıdan bakarsak kurtuluş savaşı 15 Mayıs 1919 da İzmir'in işgaliyle başlamıştır diyebiliriz. O halde şunu sormak gerekiyor.  Mustafa Kemal Samsun'a gitmesiyle İzmirin işgali arasında 4 günde kurtuluş savaşını kim başlatmış, nasıl bir direniş olmuş ki Kurtuluış savaşını Atatürk başlatmadı diyebiliyorsunuz?  Cevap yok. Neyse konumuza devam edelim.

Milli mücadeleden bahsederken çok vahim bir hata yapıyoruz. Kurtuluş savaşında 19 Mayıs'tan sonra halkın bir anda ülkeyi işgal eden tüm devletlere karşı direnişe geçtiği gibi yanlış bir algı var. Özellikle Atatürk'ü yok saymaya çalışan tarih yalancıları sırf ''Tam bağımsızlığı Atatürk düşünmüştü'' dememek için bu yanlış algıyı yaratmaya çalışıyorlar fakat aynı kişilerin Sivas kongresinde Amerikan mandası savunulmuştu demesi de nasıl bir çelişki içinde olduklarını gösteriyor.

Kurtuluş savaşı başladığında halk için kurtuluş ne anlama geliyordu? Bu sorunun cevabını o günlerdeki tarihi belgelerde bulabiliriz. Örneğin 17 Haziran 1919 da Atatürk Amasya'dan Kazım Karabekir'e yolladığı telgrafta halkın işgallere karşı pasif kaldığını şöyle ifade etmiştir :

''Doğu illeri halkının, Ermeni çetelerinin acımasızlığına ve saldırılarına hedef olmuş, en büyük felaketi görmüş bir unsur olmak sıfatıyla, birlik ve özveri gereğini önce takdir ettikleri övünçle görülmektedir. Fakat Anadolu'nun sakin tarafları böyle değildir.Politik çevrelerin şimdiye kadar çıkarları uğruna halkı oyuncak etmiş olmaları, halkta her türlü örgüte karşı bir çekingenlik yaratmıştır''

Atatürk'ün Kazım Karabekir'e çektiği telgraf İzmir'in işgalinden sonra bile halkın işgallere karşı büyük bir tepki göstermediğini, yıllardır süren savaşlar sonunda yeni bir savaştan çekindiğini göstermektedir O günün şartları göz önüne alındığında halkın çekingen olması normaldir.  Düşünün Balkan savaşlarından beri aralıksız savaşmış, tüm varlığını kaybetmiş bir halk elbette yeni bir savaşa bir anda tepki gösteremez. Kurtuluş savaşında Atatürk'ün dehası savaşlardan bıkmış bir halkı yeniden örgütleyerek ortak bir hedef doğrultusunda tek vücut haline getirmesidir.

İzmir'in işgalinden sonra Anadolu'nun batısında halkın yerel direnişi başlamıştır. Batı bölgesinde ilk direniş 29 Mayıs 1919 da Ali Çetinkaya komutasında Ayvalıkta gerçekleşmiştir. Ayvalıktan sonra Bergama, Nazilli, Soma ve Aydın'da Yunan işgaline karşı yerel direnişler olmuştur fakat bu yerel direnişler de tıpkı doğudaki yerel direnişler gibi tam bağımsızlık düşüncesinden uzak, insanların yaşadıkları bölgeyi kurtarmaya yönelik direnişlerdir. En önemlisi ise Batıdaki yerel direnişler sadece Yunan ordusuna karşıdır. İngilizlerle ve diğer müttefik devletlerle halkın herhangi bir sorunu yoktur. Yerel direnişlerde halkın işgale bakışını Alaşehir kongresinde delegelerin ortak imzasıyla 23 Ağustos 1919 da İngiliz general Milne'ye çektiği telgraftan daha iyi anlayabiliriz. Alaşehir kongresi delegelerinin General Milne'ye çektiği telgraf şöyledir :

"İzmir İli ve Karesi (Balıkesir) Bağımsız Sancağı Türk ve Müslümanlarının birlik olarak düzenli örgüte bağlı milli kuvvetleriyle savundukları nokta, sadece Yunanlıların haksız ve hilekar saldırılarına ve bu işgal ve saldırılarında işledikleri cinayet ve kötülüklere engel olmaktan ibarettir. İtilaf Devletleri"ne karşı çıkma fikri, hiç kimsenin aklından geçmeyen boş bir düşüncedir. Bundan dolayı Büyük Kongre (Alaşehir), bütün düşünen insanlık tarafından haklılığının ve meşruluğunun onaylanacağı inancında bulunduğu Kuvayi Milliye eylemlerindeki Müttefik birliklerine karşı saldırı anlamı çıkarılmasını şu kesin gerçekler karşısında büyük bir insafsızlık sayar. Kongre, bundan dolayı derin üzüntüsünü sunar. Küçük Asya"da Müttefik Devletler Başkomutanı bulunmanız nedeniyle, daha çok kan dökülmesini önlemek amacıyla, Yunan birliklerinin şimdiki yerlerinden daha ileri gitmemeleri için emir buyuracağınız konusundaki soylu açıklamanız, Kongre üyelerini derin bir minnet ve şükran hissiyle duygulandırmıştır. Pek soylu ve pek insancıl olan şu asil arzu, kuşkusuz ki, en büyük övgülere değer, yüksek ve soylu bir yaradılışın ürünüdür.Büyük İtilaf Devletleri, İzmir ve yöresinin işgalinde kesin bir politik zorunluluk gördüğü takdirde, bu işgalin Amiral Calthorpe Cenapları"nın ilk açıklamalarında belirttikleri üzere, geçici ve İzmir yöresine sınırlı kalmak üzere ve zalim ve gaddar Yunan askeri tarafından değil, insanlık ve uygarlıkla donanmış olan uygar İtilaf Devletleri askerleri tarafından gerçekleştirilmesinin sağlanmasını, Kongre, soylu kişiliğinizden rica eder ve yüksek saygılarını sunmakla şeref ve övünç duyar. '' ( Hacım Muhittin Çarıklı - Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri Türk İnkilap Enstitüsü  Ankara 1967 , Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş tarihi s. 22) ''

Görüldüğü gibi İzmir'in işgalinden sonra bile halk sadece Yunan işgaline karşı tepki duymakta ve İngiliz generaline çektiği telgrafta açıkça İtilaf Devletleri"ne karşı çıkma fikri, hiç kimsenin aklından geçmeyen boş bir düşüncedir demektedir. Daha da vahimiYunan birliklerinin şimdiki yerlerinden daha ileri gitmemeleri için emir buyuracağınız konusundaki soylu açıklamanız, Kongre üyelerini derin bir minnet ve şükran hissiyle duygulandırmıştır diyerek İngilizlerden medet umulmaktadır. Bu telgraf o günlerde halkın hala işgali tam manasıyla anlamadığını gösteriyor.

Alaşehir kongresinin çektiği bu telgraf dışında kongre başkanı Hacım Muhittin'in 21 Ağustos 1919 da İngilizlere çektiği telgraf kongrenin işgale karşı bakışını daha net göstermektedir :

"Biz Mütareke imzaladığımız ve kabul ettiğimiz politik durum gereği olarak İtilaf Devletleri"nin askeri zorunlulukla işgal etmek istedikleri bölgeleri kendilerine teslim etmek ye işgallerine susmak zorunda kaldık. Fakat işin içine Yunanlılık girince, buna kamu bilinci susamazdı. Bunun sonucu milli coşkunluk baş gösterdi. Eğer bu işgal, askeri gerekler nedeniyle olsaydı ya da öyle sayılsaydı ve bu işgal İngiliz, Fransız ya da Amerikalılar tarafından yapılmış olsaydı kimse ses çıkarmayacaktı. Ve şimdi mademki Barış Konferansı"nda (Paris) işgalin sınırlandırılması ve zulümlerin soruşturulması ve incelenmesi kararlaştırılmıştır, biz bu insancıl fikre teşekkür ederiz. Eğer kan dökülmesinin arkası alınmak isteniyorsa Yunanlıları çeksinler, kendileri (İtilaf Devletleri), bir askeri kurul göndersinler. Fakat herhalde bizim karşımızda Yunanlılar bulunmasın. Bu durumda biz, Kuva-yi Milliye örgüt ve komutanlarını susturmayı başaramayız; eğer siz insanlık fikrine hizmet etmiş olsaydınız, bunları karşımıza göndermez, çekerdiniz deriz."( Hacım Muhittin Çarıklı - Balıkesir ve Alaşehir Kongreleri Türk İnkilap Enstitüsü  Ankara 1967 s.170)

Hacım Muhittin'in çektiği telgrafta şu cümle her şeyi özetliyor: ''Eğer bu işgal, askeri gerekler nedeniyle olsaydı ya da öyle sayılsaydı ve bu işgal İngiliz, Fransız ya da Amerikalılar tarafından yapılmış olsaydı kimse ses çıkarmayacaktı.''   Bu ruh hali yerel direnişlerin sadece Yunan işgaline karşı olduğunu göstermiyor mu?

İngilizlerle sorunu olmayan sadece  Alaşehir kongresi değildir. 27 Ağustos 1919 da Nazilli Heyet-i Milliyesinin  İngiliz Generali Milne'ye çektiği telgrafta halkın işgale bakış açısını gösteren önemli bir tarihi belge... Bakın Nazilli heyeti miiliyesi General Milne'ye çektiği telgrafta ne diyor:

''Aydın İline saldırılarından ve özellikle bu sırada yaptıkları zulüm ve kan dökücülükten üzülerek Yunanlıları buradan çıkarmaya and içtik. Biz, İtilaf Devletleri"ne karşı hiçbir düşmanlık fikri beslemiyoruz. Bunu bütün davranışlarımızla kanıtladık. Bundan dolayı şimdilik İngilizlerin adil girişimlerini ve Aydın İlinin Yunanlılardan temizlenmesini beklerken, saldırıdan vazgeçeceğiz.Eğer başta İngilizler olduğu halde, İtilaf Devletleri, Yunanlıları bütün Aydın İlinden çıkartacak olurlarsa, biz derhal teşekkür edip köylerimize döner, işimiz gücümüzle uğraşırız.Eğer İngiliz Komutanlığı daha fazla kan dökülmesini önlemek istiyorsa, Yunanlıları, Aydın ve çevresi ile Güzel İzmir"den çıkarmalıdırlar. Yunanlılar Aydın ve İzmir"den çekildiği takdirde, eğer İtilaf Devletleri gerekli görürlerse, bu bölgeye barış imzalanıncaya kadar İngiliz birlikleri getirebilirler. (Celal Bayar - Ben de yazdım Cilt 3 s.2391, Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş tarihi s. 22-23)"

Nazilli Heyeti Milliyesi de Biz, İtilaf Devletleri"ne karşı hiçbir düşmanlık fikri beslemiyoruz. diyerek Alaşehir kongresiyle aynı fikirleri paylaşmaktadır. Kurtuluş savaşı Atatürk'ten önce başlamıştı diyenler bu telgraflara ne cevap verecek merak ediyorum

Kurtuluş savaşının başlangıcında hizmetleri olan Salihli Kuvay-i Milliye Komutanı Demirci Efe'nin şu sözleri Kurtuluştan ne anladığını açık ve net göstermektedir :

İngiliz işgaline kayıtsız şartsız rıza gösteririz ( Celal Bayar - Ben de Yazdım s. 2249)

Afyonkarahisar bir İngiliz merkezi demektir. Halkın İngiliz himayesine imrenmeleri kimseye hissettirilmemelidir (Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş tarihi s. 24)

Demirci Efe'nin  İngiliz istihbarat subayı Yüzbaşı Hadkinson'a söylediği şu sözler bir Kuvay-i Milliye Komutanının bile içinde bulunduğu durumu gösteriyor : 

"Gerçi çok terbiyeli davrandıkları ve her türlü yardımı yaptıklarından dolayı,İtalyanlardan sızlanacak bir şeyimiz yok ise de, eğer herhangi bir hükümet bizi kontrol edecekse, bu işin daha büyük ve daha aydın bir devlet tarafından yapılmasını yeğ tutardık" 

(Doğan Avcıoğlu - Milli Kurtuluş tarihi s. 24)

Şimdi bu telgraf ve konuşmalara yobazın vereceği cevabı biliyorum. ''Mustafa Kemal de İngilizlere karşı değildi hatta İngiliz valisi olmak istiyordu'' diyecekler. Onlar bunu söylemeden ben cevap vereyim.

 1- Mustafa Kemal'in Mondros mütarekesinden 4 gün sonra Ahmet İzzet Paşa'ya çektiği telgrafta ''İngilizler İskenderun'a asker çıkartırsa ateş edilmesini emrettim'' demesi hem İngiliz taraftarı olmadığı hem de Hatay Dörtyoldaki ilk direnişten bile önce müttefik devletlerle savaşmaya hazır olduğunun kanıtıdır

2- Mondros mütarekesi sonrası Adana'da Ali Fuat Paşa ile görüşmesinde ''silahlı direniş için yerel güçlerin örgütlenmesi''  emri vermesi de işgale bakışını göstermektedir.

3- Söz konusu konuşma Mustafa Kemal İstanbula geldikten 1 gün sonra olmuştur. Şunu unutmamak gerekir ki Mustafa Kemal ne Hacım Muhiddin ne de Demirci Efe gibi sıradan bir insan değildir. Herkesin gözünün üstünde olduğu, padişahın yaveri sıfatını taşıyan bir komutandır. Bu yüzden o günlerde Atatürk'ün stratejik konuşması kaçınılmazdır fakat ne Demirci Efe nin ne de Hacım Muhiddin'in stratejik konuşmasını gerektirecek bir durumu yoktur.

Ne yapsam da Mustafa Kemali kurtuluş savaşından silsem diye düşünen yobazlar yukardaki telgrafları iyi okusun. Hacım Muhiddin ve Demirci Efe yi yukardaki sözlerinden dolayı suçlamıyorum. Halkın neye karşı mücadele ettiğini göstermek için yazdım. Her şey bu kadar açık ve net iken ''Kurtuluş savaşı Mustafa Kemal'den önce başlamıştı'' demek ayıptır..

TIBBIYELİ HİKMET



Yorumlar - Yorum Yaz